|
43 - MEVDUD-İ ÇEŞTİ
(Rahmetullahi Aleyh)
En
ahmak insan
Hace Mevdud Çeştiyle
Ahmet Namıki Cami,
Sohbet ediyorlardı gece
gündüz daimi.
Bir gün yine bir evde,
çok sohbet ve muhabbet,
İle, kendilerinden
geçmişlerdi begayet.
O an, iki münafık, alıp
iki hançeri,
Girdiler birden bire o
haneden içeri.
Gayeleri şuydu ki o iki
münafığın,
Bu iki evliyayı
öldürsünler ansızın.
Ve lakin girer girmez
içeri o insanlar,
Hace Mevdud, onlara
eyledi tek bir nazar.
Bu Allah adamının, o
şiddetli nazarı,
Altında, titremeye
başladı azaları.
Hançerler, ellerinden
düşüverdi bu kere.
Sonra da, bayılarak
yığıldılar o yere.
Az sonra ayılınca,
durumu anladılar.
Tövbe edip, ihlasla
talebesi oldular.
Hace Mevdud-i Çeşti,
vefatı yaklaşınca,
Ve ölüm döşeğinde
hastalığı artınca,
Başını, yastığından sık
sık kaldırıyordu.
Birini bekler gibi,
kapıya bakıyordu.
O esnada, nur yüzlü ve
temiz elbiseli,
Bir zat, selam vererek
giriverdi içeri.
Ve bir ipek parçası
elinde vardı hazır.
Yeşil bir yazı vardı
üstünde birkaç satır.
Onu, Mevdud Çeştiye
verince o gün o zat,
O, gözlerine koyup,
eyledi Hakka vuslat.
Öyle çok kalabalık oldu
ki cenazesi,
Evliya ruhlarının,
toplanmıştı cümlesi.
Hatta hazır oldular
cenazede cinler de.
Duyulurdu sesleri hiç
görünmeseler de.
Namazı kılınınca,
havalandı tabutu.
Ve kendi kendisine gitti
ve kabri buldu.
Binlerce gayr-i müslim,
şahit oldu buna hep.
İman etmelerine, bu oldu
hatta sebep.
Hace Mevdud-i Çeşti
etmeden Hakka vuslat,
En son, sevdiklerine
şöyle etti nasihat:
(Ey insanlar dinleyin,
şudur ki ahmak insan,
Kendi Yaradanına
durmadan eder isyan.
Buna rağmen, görmeyip
kendi günahlarını,
Araştırır daima
başkasının aybını.
Kendi, her gün işler de
türlü türlü kabahat,
Yine de üzülmeyip, keyf
eder gayet rahat.
Halbuki bu gün yarın
ölecektir mutlaka.
Bunların hesabını,
verecek bir bir Hakka.)
Buyurdu ki: Her şeyin
vardır bir alameti.
Onunla anlaşılır onun
mevcudiyeti.
Hakkın rahmetinden de
uzak olan kişinin,
Alameti şudur ki,
ağlamaz Allah için.
Vaktiyle huri gördüm
rüyada ben bir gece.
Yüzü gayet parlak ve
nurlu idi bir nice.
Sordum ki: (Senin yüzün
çok parlak, acep niçin?)
Dedi ki: (Sen bir gece,
ağladın Allah için.
Gözlerinden, sel gibi
yaşlar aktı gece hep.
O yaşları, yüzüme
sürdüler, budur sebep.
Bu göz yaşları ile
parlıyor yüzlerimiz.
Akan yaş nisbetinde,
artar güzelliğimiz.)
|