ŞİİRLERLE MENKIBELER

BUHARA EVLİYÂLARI

 

1.Cild

  Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhara Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

43 - MEVDUD-İ ÇEŞTİ (Rahmetullahi Aleyh)

İnsan, ihsanın kulcağızıdır

 

Vakta ki vefat etti bu veli’nin pederi,

Kendi irşad eyledi artık talebeleri.

 

Yirmidört yaşındaydı, o zaman kendisi de.

Onu üstad bildiler talebenin hepsi de.

 

Ahmet Namıki Cami, o devirde yaşayan,

Büyük bir veli olup, Cam’da idi o zaman.

 

O, Cam kasabasında oldu buna muttali.

Hemen kendi kendine fikreyledi bu hali.

 

Dedi ki: (Hace Mevdud, asil ailedendir.

Babası vefat etti, kendiyse henüz gençtir.

 

Onun yetişmesini, gidip tamamlayayım.

Kemale gelmesinde, benim de olsun payım.)

 

Sonra, talebesinden büyük bir toplulukla,

Cam’dan, Çeşt diyarına acilen çıktı yola.

 

Onlar yolda gelirken, bir kısım münafıklar,

Hemen Hace Mevdud’un hanesine vardılar.

 

Dediler ki: (Ahmed-i Namıki diye bir zat,

Size doğru geliyor, samimi değil fakat.

 

Babanız göçtüğünden ahiret âlemine,

Geliyor ki, kendisi geçsin onun yerine.)

 

Hace Mevdud, bir miktar murakabe eyledi.

Ve başını kaldırıp, onlara şöyle dedi:

 

(Sizin bu sözleriniz hakikat değil asla.

O, bize gelmektedir muhabbet ve ihlasla.)

 

Sonra, haber verdiler o zatın geldiğini.

O da, aldı yanına dört bin talebesini.

 

İstikbal etmek için kendisi onu bizzat,

Şehir dışına kadar, yürüdü birkaç saat.

 

Ve (Namık-ı Cami)yi fark etti ta uzaktan. 

Baktı ki, bir arslanın üzerinde o el’an.

 

Kendi dahi uçarak yanına gitti onun.

Sohbete koyuldular ikisi uzun uzun.

 

Ahmet Namıki Cami, bu sohbette ruz-ü şeb,

Zahiri ilimlere teşvik etti onu hep.

 

Hace Mevdud ayrılıp, dönerken vatanına,

Yolda bir a’ma görüp, vardı onun yanına.

 

Elini, gözlerine sürünce şifa için,

Bi-iznillah gözleri açıldı o kişinin.

 

Nasihat istediler kendisinden bir ara,

Buyurdu ki: (Ne kadar şaşılır şu kullara.

 

Bir kimse, ona pek az iyilik etse şayet,

Ona karşı kalbinde, duyar sevgi, muhabbet.

 

Bu, elinde değildir gerçi hiçbir insanın.

Zira insan, kuludur iyilik ve ihsanın.

 

Lakin o, çok teşekkür eder de ona yine,

Şükretmez o nimetin hakiki Sahibine.

 

Halbuki kuldan gelen her iyilik ve ihsan,

Allah’tan gelmektedir, acizdir çünkü insan.

 

Allahü teâlânın şöyledir ki adeti,

Kullarının eliyle gönderir her nimeti.

 

O hatırlatmasaydı o işi, o insana,

Hiç nail olamazdı bu kişi o ihsana.

 

Vermeseydi Rabbimiz ona kuvvet ve fırsat,

İyilik yapamazdı bu kula yine o zat.

 

Ancak bir vasıtadır kul iyilik etmekte.

Her nimetin sahibi, Rabbimizdir elbette.)

 

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan