|
43 - MEVDUD-İ ÇEŞTİ
(Rahmetullahi Aleyh)
İnsan, ihsanın
kulcağızıdır
Vakta ki vefat etti bu
velinin pederi,
Kendi irşad eyledi artık
talebeleri.
Yirmidört yaşındaydı, o
zaman kendisi de.
Onu üstad bildiler
talebenin hepsi de.
Ahmet Namıki Cami, o
devirde yaşayan,
Büyük bir veli olup,
Camda idi o zaman.
O, Cam kasabasında oldu
buna muttali.
Hemen kendi kendine
fikreyledi bu hali.
Dedi ki: (Hace Mevdud,
asil ailedendir.
Babası vefat etti,
kendiyse henüz gençtir.
Onun yetişmesini, gidip
tamamlayayım.
Kemale gelmesinde, benim
de olsun payım.)
Sonra, talebesinden
büyük bir toplulukla,
Camdan, Çeşt diyarına
acilen çıktı yola.
Onlar yolda gelirken,
bir kısım münafıklar,
Hemen Hace Mevdudun
hanesine vardılar.
Dediler ki: (Ahmed-i
Namıki diye bir zat,
Size doğru geliyor,
samimi değil fakat.
Babanız göçtüğünden
ahiret âlemine,
Geliyor ki, kendisi
geçsin onun yerine.)
Hace Mevdud, bir miktar
murakabe eyledi.
Ve başını kaldırıp,
onlara şöyle dedi:
(Sizin bu sözleriniz
hakikat değil asla.
O, bize gelmektedir
muhabbet ve ihlasla.)
Sonra, haber verdiler o
zatın geldiğini.
O da, aldı yanına dört
bin talebesini.
İstikbal etmek için
kendisi onu bizzat,
Şehir dışına kadar,
yürüdü birkaç saat.
Ve (Namık-ı Cami)yi fark
etti ta uzaktan.
Baktı ki, bir arslanın
üzerinde o elan.
Kendi dahi uçarak yanına
gitti onun.
Sohbete koyuldular ikisi
uzun uzun.
Ahmet Namıki Cami, bu
sohbette ruz-ü şeb,
Zahiri ilimlere teşvik
etti onu hep.
Hace Mevdud ayrılıp,
dönerken vatanına,
Yolda bir ama görüp,
vardı onun yanına.
Elini, gözlerine sürünce
şifa için,
Bi-iznillah gözleri
açıldı o kişinin.
Nasihat istediler
kendisinden bir ara,
Buyurdu ki: (Ne kadar
şaşılır şu kullara.
Bir kimse, ona pek az
iyilik etse şayet,
Ona karşı kalbinde,
duyar sevgi, muhabbet.
Bu, elinde değildir
gerçi hiçbir insanın.
Zira insan, kuludur
iyilik ve ihsanın.
Lakin o, çok teşekkür
eder de ona yine,
Şükretmez o nimetin
hakiki Sahibine.
Halbuki kuldan gelen her
iyilik ve ihsan,
Allahtan gelmektedir,
acizdir çünkü insan.
Allahü teâlânın şöyledir
ki adeti,
Kullarının eliyle
gönderir her nimeti.
O hatırlatmasaydı o işi,
o insana,
Hiç nail olamazdı bu
kişi o ihsana.
Vermeseydi Rabbimiz ona
kuvvet ve fırsat,
İyilik yapamazdı bu kula
yine o zat.
Ancak bir vasıtadır kul
iyilik etmekte.
Her nimetin sahibi,
Rabbimizdir elbette.)
|