|
41 - MUHAMMED BAKİ
BİLLAH
(Kuddise Sirruh)
Vefatı
Muhammed Baki Billah,
yaşı kırka erince,
Ayrılmak murad etti,
dünyadan bir an önce.
Kalmadı bu günlerde,
dünyaya hiç rağbeti.
Ebedi yolculuğun göründü
alameti.
Kendi zevcesine de,
derdi ki o zamanlar:
(Yakında, benim için
büyük bir hadise var.)
Bir gün de, bir aynayı
alaraktan eline,
(Gel, beraber bakalım)
buyurdu zevcesine.
O bakıp, gördü onu pir-i
fani, ihtiyar.
Anladı, onun için ebedi
yolculuk var.
Bir gün de, mescidinde
dururken namaz vakti,
Bunu, talebeye de
sezdirmek murad etti.
Buyurdu: (Velilerden
birine, bu günlerde,
Gaibden denildi ki: Çok
yakında, bu yerde,
Vefat etse gerektir
büyük zatlardan biri.
Delhinin kenarında
kazılsın kabir yeri.)
Talebeler sordu ki:
(Efendim, kimdir bu
zat?)
Kendinin olduğunu
söylemedi o fakat.
İstihare etmeyi
düşündüler ise de,
Baki Billah, ona da
etmedi müsaade.
Yaklaştıkça gün be gün,
vefatının tarihi,
Bunu, daha aşikâr
bildirirdi o dahi.
Buyurdu ki: (Gaibden
duyarım şöyle kelam:
Senin bu dünyadaki
maksadın oldu tamam.
Kalmadı bu fanide, bir
işin artık senin.
Ebedi yolculuğa
hazırlanabilirsin.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Gaibden biri bana,
Der ki: Kutb-u zamanın,
az kaldı vefatına.)
Cemaziyel ahırda
hastalandı nihayet.
Hastalığın şiddeti, gün
be gün arttı gayet.
Buyurdu ki: (Birkaç gün
ayrılmayın Delhiden.
Zira son günlerimi
yaşıyorum şimdi ben.)
Ayın yirmibeşinde,
şiddetlendi hastalık.
Ayrılık eserleri görünür
oldu artık.
Elveda eder gibi,
bakıyorken gözleri,
Ağlamaya başladı dost ve
talebeleri.
O sırada bir kişi,
(Allah!) dedi bir defa.
O, başını süratle
çevirdi o tarafa.
Dediler: (Çok özlemiş o,
hakiki dostunu.
İsmini duymak bile,
sevindirdi çok onu.)
O da, yattığı yerden
işitti bu sözleri.
Kavuşmak sevinciyle
yaşla doldu gözleri.
Sonra da, (Allah!
Allah!) diyerek mübarek
zat,
Ruhunu teslim edip,
şehiden etti vefat.
Kabrinin yeri için,
müzakere yaptılar.
Karar verilen yere,
mezarını kazdılar.
Cemaat, götürürken
tabutu o kabire,
Hiç de istemeyerek
gittiler başka yere.
Kazdıkları mezara gitmek
isterken onlar,
Başka istikamette
mecburen yol aldılar.
Ve bir yere gelince,
tabut durdu havada.
Cenazeyi indirip,
defnettiler orada.
Birisi hatırlayıp, dedi
ki: Hakikaten,
Beğenmişti bu yeri
kendisi hayattayken.
Bu yerde abdest alıp,
kılmıştı sonra namaz.
Bu topraktan, üstüne
yapışmıştı hem biraz.
Buyurmuştu: (Bu toprak,
tuttu eteğimizi.
Ölürsem, tam bu yerde
kazsınlar kabrimizi.)
|