|
41 - MUHAMMED BAKİ
BİLLAH
(Kuddise Sirruh)
Allahı hatırlatırdı
Muhammed Baki Billah
Hakkın büyük velisi,
Rıza-i bari idi yegane,
tek gayesi.
Giyinmede, yemede,
hiçbir şeye özenmez,
Dünyalık bir nesneye,
etmezdi asla heves.
Her gün, aynı yemeği
getirseler de yine,
(Başka yemek getirin!)
demezdi o birine.
Hep abdestli olmaya,
ederdi say-ü gayret.
Zayıf olduğu halde,
yapardı çok ibadet.
Ve eğer bir yorgunluk
gelse idi bedenen,
Kalkıp, abdest alır ve
otururdu yeniden.
Sonra, yine yorgunluk
gelseydi bedenine,
Abdest alıp, başlardı
tekrar ibadetine.
İslamın her emrine,
ederdi tam riayet.
Her bir edebe dahi,
verirdi ehemmiyet.
Bilhassa dergahında,
yemek pişirenlerin,
Abdestsiz olmasına,
vermezdi asla izin.
Derdi ki: (Bir edebe,
edilmezse riayet,
Kesilir feyiz yolu,
insanı basar gaflet.)
Sevdiklerinden biri,
dedi ki: (Ey Efendim!
Manevi hallerimde, bir
tutulma var benim.
Kalbimde bir karartı
hissediyorum, fakat,
Bilmem ki nedir acep
işlediğim kabahat?)
Buyurdu ki: (Bu haller,
günahtan hasıl olur.
Bilhassa yemeklerde
olabilir bu kusur.)
O dedi ki: (Efendim,
yemeklerde fakat biz,
Değişiklik yapmadık, hep
aynı yemekteyiz.)
Buyurdu ki: (Kardeşim,
düşünün siz bir yine.
Uymakta hata vardır,
dinin bir edebine.)
Eve gelip düşündü,
araştırdı o zat da.
Bir kusur bulamadı dine
mütabaatta.
Sonunda öğrendi ki,
birkaç gün önce meğer,
Ocağa, abdestsizken odun
konmuş bir sefer.
Öyle yaratmıştı ki bu
zatı cenab-ı Hak,
Onu gören, Allahı
hatırlardı muhakkak.
Hadiste buyuruldu:
(Yürüyen bir meyyiti,
Görmek isteyen varsa,
görsün Ebu Bekiri.)
Baki Billahı dahi,
görseydi biri eğer,
Bu hadis-i şerifi
hatırlardı her sefer.
Ve yine Resulullah,
buyurdu ki bir defa:
(Onlar görüldüğünde,
Allah gelir hatıra.)
İşte bu zatı dahi, görse
idi her kişi,
Muhakkak hatırlardı, bu
hadis-i şerifi.
Bir gün geçiyordu ki,
hinduların köyünden,
Bazısının gözleri,
takıldı ona birden.
Herbirisi Allahı
hatırladılar derhal.
Birbirlerine dönüp,
dediler ki: (Ne bu hal?
Nasıl bir kimsedir ki,
şu giden zat ilerden,
Allahı hatırladık,
görünce onu hemen.)
Halbuki şöhretten de,
kaçıyordu pek fazla.
Buna sebep olacak
yapmazdı bir şey asla.
Bazan dolaşır idi, çarşı
pazar yerinde.
Otururdu bazan da, bir
duvarın dibinde.
Kendisini, o kadar
gizlemesine rağmen,
Yine de çekinirdi,
insanlar heybetinden.
Öyle titiz idi ki,
günahtan kaçınmakta,
Ondan daha fazlası,
mümkün değildi hatta.
Talebesine dahi, hep
bunu öğütlerdi.
Çok az bir hata görse,
derhal ikaz ederdi.
|