|
41 - MUHAMMED BAKİ
BİLLAH
(Kuddise Sirruh)
Kendisini gizlerdi
Muhammed Baki Billah,
çoktu kerametleri.
Lakin o, hallerini
gizler idi ekseri.
Üç yaşında bir çocuk,
çok yüksek bir duvardan,
Taş zemin üzerine düşmüş
idi bir zaman.
Kulağından kan gelip,
kesildi hem nefesi.
Kalmadı hiç çocukta, bir
hayat emaresi.
Annesi, derhal onu
kucağına alarak,
Geldi Baki Billaha,
ağlayıp sızlayarak.
Dedi ki: (Ey efendim,
bir himmet edin bize.
Yaşasın bu çocuğum,
eceli gelmediyse.)
O merhamet deryası,
acıdı o kadına.
Ve kavuşturmak için,
çocuğu sıhhatına,
Hep onun üzerine topladı
himmetini.
Gizlemeye çalıştı, lakin
kerametini.
Buyurdu: (Tıp kitabı
getirin bana çabuk.
Bakayım, ona göre
kurtulur mu bu çocuk?)
Kitaba göz gezdirip,
okur gibi yaparak,
Buyurdu ki: (Ey
kadın, çocuğun yaşıyacak.)
Bir müddet sessiz durup,
dua etti Rabbine.
Çocuk, birden canlanıp,
geldi eski haline.
Yine bu veli zatın
komşusu bir genç vardı.
İçki içip, her türlü
fenalığı yapardı.
Kendi de vakıf idi, o
gencin hallerine.
Lakin bir şey demeyip,
sabrederdi o yine.
Talebesinden biri,
eyledi onu ihbar.
Memurlar yakalayıp,
genci hapse attılar.
Ve lakin Baki Billah,
üzüldü buna yine.
Çağırıp sitem etti, onu
ihbar edene.
O dedi ki: (Efendim,
fasık biriydi zaten.
Rahatsız oluyorduk, biz
de ondan esasen.)
Onun bu sözlerini
duyunca Baki Billah,
Kalbinin derunundan
söyledi içli bir (Ah!)
Buyurdu: (Sen kendini
görürsün salih, iyi.
Bu sebepten, o sana
görünür fasık biri.
Fakat biz, kendimizi
ondan farklı görmeyiz.
O gencin aleyhine, nasıl
bir şey söyleriz.)
Ve bizzat ilgilenip,
komşusu gençle hemen,
Çıkarttı kendisini, o
gün hapishaneden.
Genç, bundan duygulanıp,
tövbe etti Allaha.
Eski hatalarını işlemedi
bir daha.
Çok mütevazı idi, onun
bütün halleri.
Kusurlu görüyordu,
kendisini ekseri.
Eğer talebesinde
görseydi kötü bir hal,
Kusuru, kendisinde
arıyordu o derhal.
Derdi ki: (Bütün bunlar,
bizden hasıl oluyor.
Bizdeki bozukluklar,
onlara aksediyor.
Eğer bizim halimiz
olsaydı iyi, güzel,
Elbet talebemiz de,
olurlardı mükemmel.)
Emr-i marufta dahi,
yumuşaktı o gayet.
Bir gönül yıkmamaya,
ederdi çok riayet.
Uygunsuz iş yaparken,
görseydi bir kimseyi,
Ona, direk olarak
söylemezdi o şeyi.
(Bu, doğru değil) derdi,
ortaya söyleyerek.
Böyle ikaz ederdi, onu
incitmeyerek.
Kimse kötülenmezdi,
yanında onun asla.
Zira böyle şeylere,
üzülürdü pek fazla.
Hatta bir talebenin,
kalbinden geçse bunlar,
Anlayıp, bir yoluyla
ederdi onu ihtar.
|