ŞİİRLERLE MENKIBELER

BUHARA EVLİYÂLARI

 

1.Cild

  Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhara Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

41 - MUHAMMED BAKİ BİLLAH (Kuddise Sirruh)

Melek sıfatlı idi

 

Muhammed Baki Billah, Hakkın büyük velisi. 

Yok idi zamanında onun gibi birisi.

 

Bir gün, talebesiyle çıkarak hep beraber,

Bir velinin kabrini ziyarete gittiler.

 

Bir kimse var idi ki, türbeye hizmet eden,

Onların geldiğini görünce, kalktı hemen.

 

Bir iskemle getirip, koydu kabrin dibine.

Ve minder yerleştirdi, iskemle üzerine.

 

Baki Billah, türbeye teşrif etmeden henüz,

Biri girdi içeri terbiyesiz, görgüsüz.

 

İskemleyle minderi görünce o bi-haya,

Dedi: (Bunu, kim için getirdiniz buraya?)

 

Onlar, Baki Billah’ı gösterip dediler ki:

(Şu zat için getirdik, oturur diye belki.)

 

O zaman, o edepsiz, gadaplandı begayet.

Ve Baki Billah için eyledi çok hakaret.

 

Dedi: (Bizden ne farkı vardır ki o kişinin,

Bir iskemle ve minder konuldu onun için.)

 

Girdi Baki Billah da o arada içeri.

O kişi onu görüp, gitti daha ileri.

 

Dedi: (Senin kıymetin, çok mudur ki bu kadar,

Senin için, iskemle ve minder koydu bunlar.)

 

Daha, yüzüne karşı söyledi başka şeyler.

O Allah adamına eyledi hakaretler.

 

Öyle ki, konuşmaktan yoruldu o bi-edep.

Ve hatta yüzü gözü ter içinde kaldı hep.

 

Artık tahammülleri kalmadı talebenin.

Onu ikaz etmeye, yeltendiler ve lakin,

 

Baki Billah, onları, o yüksek şefkatiyle,

Vaz geçirdi o işten, bir göz işaretiyle.

 

Ve sonra, o adamın yanına teşrif edip,

Kaftanının koluyla, yüzünden teri silip,

 

Tatlı bir ifadeyle dedi ki: (Doğru, evet.

Tam senin buyurduğun gibiyim ben de elbet.

 

Asla layık değilim, iskemle ve mindere.

Lakin benden habersiz, getirmişler bu yere.

 

Haberim olsa idi, koydurmazdım ben bunu.

Sen bağışla yine de, bizlerin kusurunu.)

 

Daha sonra, koynundan çıkarıp birkaç altın,

Eli ile, avcuna koyuverdi o zatın.

 

Buyurdu: (Hediyedir bu benden zatınıza.

Sarf edin afiyetle, bir ihtiyacınıza.)

 

Bu sözler, o adamı sakinleştirdi gayet.

Ve bunları duyunca, şaşırıp etti hayret.

 

Zira o, görmemişti böyle edep ve haya.

Hep kötü kimselerle olurdu ekseriya.

 

Yaptığına karşılık, bekliyorken hakaret,

Bilakis gördü ondan, kibarlık ve nezaket.

 

Utanıp, mahcup oldu o kaba sözlerine.

Nedamet yaşı doldu, o anda gözlerine.

 

Hürmetle o velinin eline sarılarak,

Öpüp, özür diledi gayet pişman olarak.

 

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan