|
41 - MUHAMMED BAKİ
BİLLAH
(Kuddise Sirruh)
Melek sıfatlı idi
Muhammed Baki Billah,
Hakkın büyük velisi.
Yok idi zamanında onun
gibi birisi.
Bir gün, talebesiyle
çıkarak hep beraber,
Bir velinin kabrini
ziyarete gittiler.
Bir kimse var idi ki,
türbeye hizmet eden,
Onların geldiğini
görünce, kalktı hemen.
Bir iskemle getirip,
koydu kabrin dibine.
Ve minder yerleştirdi,
iskemle üzerine.
Baki Billah, türbeye
teşrif etmeden henüz,
Biri girdi içeri
terbiyesiz, görgüsüz.
İskemleyle minderi
görünce o bi-haya,
Dedi: (Bunu, kim için
getirdiniz buraya?)
Onlar, Baki Billahı
gösterip dediler ki:
(Şu zat için getirdik,
oturur diye belki.)
O zaman, o edepsiz,
gadaplandı begayet.
Ve Baki Billah için
eyledi çok hakaret.
Dedi: (Bizden ne farkı
vardır ki o kişinin,
Bir iskemle ve minder
konuldu onun için.)
Girdi Baki Billah da o
arada içeri.
O kişi onu görüp, gitti
daha ileri.
Dedi: (Senin kıymetin,
çok mudur ki bu kadar,
Senin için, iskemle ve
minder koydu bunlar.)
Daha, yüzüne karşı
söyledi başka şeyler.
O Allah adamına eyledi
hakaretler.
Öyle ki, konuşmaktan
yoruldu o bi-edep.
Ve hatta yüzü gözü ter
içinde kaldı hep.
Artık tahammülleri
kalmadı talebenin.
Onu ikaz etmeye,
yeltendiler ve lakin,
Baki Billah, onları, o
yüksek şefkatiyle,
Vaz geçirdi o işten, bir
göz işaretiyle.
Ve sonra, o adamın
yanına teşrif edip,
Kaftanının koluyla,
yüzünden teri silip,
Tatlı bir ifadeyle dedi
ki: (Doğru, evet.
Tam senin buyurduğun
gibiyim ben de elbet.
Asla layık değilim,
iskemle ve mindere.
Lakin benden habersiz,
getirmişler bu yere.
Haberim olsa idi,
koydurmazdım ben bunu.
Sen bağışla yine de,
bizlerin kusurunu.)
Daha sonra, koynundan
çıkarıp birkaç altın,
Eli ile, avcuna
koyuverdi o zatın.
Buyurdu: (Hediyedir bu
benden zatınıza.
Sarf edin afiyetle, bir
ihtiyacınıza.)
Bu sözler, o adamı
sakinleştirdi gayet.
Ve bunları duyunca,
şaşırıp etti hayret.
Zira o, görmemişti böyle
edep ve haya.
Hep kötü kimselerle
olurdu ekseriya.
Yaptığına karşılık,
bekliyorken hakaret,
Bilakis gördü ondan,
kibarlık ve nezaket.
Utanıp, mahcup oldu o
kaba sözlerine.
Nedamet yaşı doldu, o
anda gözlerine.
Hürmetle o velinin eline
sarılarak,
Öpüp, özür diledi gayet
pişman olarak.
|