|
41 - MUHAMMED BAKİ
BİLLAH
(Kuddise Sirruh)
Evliyanın büyüğü
Evliyanın büyüğü,
Muhammed Baki Billah.
Ölüm ve ahireti
düşünürdü o her gah.
İmam-ı Rabbaninin
hocası olan bu zat,
Delhide, kırk yaşında
eyledi Hakka vuslat.
Hem öyle geçmişti ki,
onun çocukluk çağı,
Belliydi ileride büyük
zat olacağı.
Evin bir köşesine,
çekilip uzun süre,
Başını öne eğip, dalardı
tefekküre.
Okuyup bitirince, zahiri
ilimleri,
Aradı hararetle, bir
tasavvuf rehberi.
Muhammed İmkenegi adında
bir evliya,
Rüyada, kendisine
buyurdu: (Gel buraya!)
Onu bulup, yanında
yalnız üç gün kalarak,
Avdet etti Delhiye,
icazetli olarak.
Hocasından aldığı
nurları, o da yine,
Verdi sadık ve halis
taliplerin kalbine.
Duyanlar, sohbetine
gelirdi akın akın.
Feyz ve bereketine
kavuşurdu bu zatın.
İki üç sene gibi, kısa
müddet içinde,
Pek çok âlim, evliya
yetişti sohbetinde.
(İmam-ı Rabbani)
ki, onların birincisi.
Bin senede bir gelen
velilerin incisi.
Muhammed Baki Billah, o
gelince kemale,
Bütün talebesini, ona
etti havale.
Kendi dahi, edeple
otururdu yanında.
İstifade ederdi, yüksek
huzurlarında.
Daima hüzünlü bir
haldeyken kendileri,
Neşeyle karşılardı
huzura gelenleri.
Birini sıkıntıda görse
idi o şayet,
Yardımcı olmak için,
ederdi fazla gayret.
Çok titiz davranırdı,
haramdan kaçınmakta.
İşlemezdi tek günah,
küçük de olsa hatta.
Onda öyle vardı ki
tevazu, haya, edep,
İnsanlar arasında,
kendini gizlerdi hep.
Bir talebe gelseydi,
ondan istifadeye,
Hiç layık görmez idi,
kendisini bu şeye.
Derdi ki: (Ben değilim
sizin aradığınız.
Bana da haber verin, bir
rehber bulursanız.
Gidip, hizmet edeyim
ihlasla kendisine.
Belki derman bulurum, şu
kalbimin derdine.)
Halbuki o zamanın kutbu
idi kendisi.
Zira şöyle anlatır, onun
bir talebesi:
Henüz Baki Billahı
görmeden daha önce,
Kendisini, rüyada görmüş
idim bir gece.
Çıplak at üzerinde, bir
yolda gidiyordu.
Ve bir ses, (Bu zamanın
kutb'u, budur) diyordu.
Sabahleyin, doğruca
giderek bu veliye,
Yalvardım, beni dahi
alsın talebeliğe.
Buyurdu ki: (İlgim yok,
benim bu şeylerle pek.
Sizin aradığınız,
başkası olsa gerek.)
Meyus halde ayrılıp,
üzgün üzgün ağladım.
Zira benim, gidecek,
yoktu başka bir kapım.
İhlasımı anlayıp,
çağırdı huzuruna.
Çok ilgi ve iltifat
gösterdi o gün bana.
Yüksek huzurlarında,
tutarak az bir süre,
Çıkardı bu fakiri,
yüksek mertebelere.
|