|
38 - UBEYDULLAH-I AHRAR
(Kuddise Sirruh)
İkaz etti, ama...
(Ahmet Mirza) vardı ki,
Semerkant sultanıydı.
Ubeydullah Ahrara
gönülden tam bağlıydı.
Onun bir kardeşi de,
(Sultan Mahmud) adında,
Hükümdardı o dahi
Semerkant yakınında.
Bu sultan, biraderi
Ahmet Mirzaya karşı,
Toprağına göz dikip,
arzu etti savaşı.
Duyup Ahmet Mirza da,
onun bu niyetini,
Ubeydullah Ahrara arz
eyledi halini.
O dahi mektup yazıp,
derhal Sultan Mahmuda,
Buyurdu ki: (Sana hiç
yakışır mıydı bu da?
Siz, iki kardeş olup,
birer hükümdarsınız.
Keşke birbirinize
yardımcı olsaydınız.
Ben ikaz ediyorum, seni
sevdiğim için.
Yoksa, sana dokunur
neticesi bu işin.)
Çok ikaz ettiyse de,
böyle Sultan Mahmudu,
O, yine vaz geçmeyip,
topladı büyük ordu.
Yürüdü pervasızca, geldi
muhasaraya.
Bundan, çok korku geldi,
sultan Ahmet Mirzaya.
Zira biraderinin, çok
üstündü ordusu.
Buydu Ahmet Mirzanın
endişesi, korkusu.
Ubeydullah Ahrara, bunu
da arz ederek,
Dedi ki: (Bu orduya,
imkansız güç yetirmek.)
Buyurdu ki: (Hiç
korkma, olma sakın
ümitsiz.
Allahın izni ile,
biz bu işe kefiliz.)
Ve nihayet başladı, çok
şiddetli bir savaş.
Düşman ilerliyordu
şehire yavaş yavaş.
Gerçekten çok üstündü
kardeşinin kuvveti.
Bir anda kırmışlardı,
karşı mukavemeti.
Tam gireceklerdi ki
düşmanlar Semerkanta,
Kuvvetli bir kasırga
kopuverdi bir anda.
Öyle şiddetliydi ki, göz
gözü görmüyordu.
Düşmanlar, birbirini
vurup öldürüyordu.
Askerler, atlarıyle
başladı devrilmeye.
İmkan yoktu, bir adım
bile ilerlemeye.
Hatta o askerlerin, öyle
oldu ki hali,
Havaya uçarlardı kuru
yaprak misali.
Ana-baba gününe dönmüştü
sanki meydan.
Hiç kimse, diğerini
görmezdi toz dumandan.
Kasırganın şiddeti,
gittikçe artıyordu.
Atlar, sahiplerini
çiğneyip kaçıyordu.
En son, Sultan Mahmut
da, kaçtı harp
meydanından.
Ordusu da toplanıp,
kaçtılar hep ardından.
Ubeydullah-ı Ahrar
buyurdu ki: (Ey Ahmed!
Geç ordunun başına,
kaçanları takib et.)
Koşturup, altı fersah
peşlerinden gittiler.
Çok düşman askerini,
kılıçtan geçirdiler.
Himmet ve yardımıyle
Ubeydullah Ahrarın,
Yine muvaffakıyet oldu
Ahmet Mirzanın.
|