|
38 - UBEYDULLAH-I AHRAR
(Kuddise Sirruh)
Bizim işimiz başkadır
Bu büyük zat, ekseri
giderdi sultanlara.
Çok tesirli olurdu,
nasihatı onlara.
Üstlerinde nüfuzu öyle
çoktu ki onun,
Cihan padişahları,
eğmişti ona boyun.
Ve hatta kendisi de,
buyurdu ki bir sefer:
(Talebe yetiştirmek
isteseydim ben eğer,
Hocalar, tek talebe
bulamazdı bir yerde.
Lakin başka vazife
verildi bizlere de.
Zalimlerin şerrinden,
müminleri korumak.
Dini kuvvetlendirip,
islamiyeti yaymak.
Bize, bu vazifeler
verilmiştir ki şu an,
Bunu temin etmeye
çalışırız durmadan.)
Buyurdu: (Allah bize,
verdi ki öyle tesir,
İstesem, Çin sultanı
olurdu bana esir.
İlahlık dava eden, o çok
mağrur melik'i,
Öyle tesir altında
bırakabilirim ki,
Sultanlığı bırakıp,
olurdu bana aşık.
Ve koşardı kapıma, yalın
ayak, baş açık.
Böyle bir tasarrufa
sahipsek de, yine biz,
Bu babta, Rabbimizin
takdirini bekleriz.
Onun iradesine, tam rıza
göstererek,
Ona boyun eğeriz, edebi
gözeterek.)
Semerkantta o zaman,
Mirza Abdullah diye,
Bir sultan var idi ki,
gitti onu görmeye.
Karşılamak üzere, biri
geldi beylerden,
Buyurdu ki: (Sultanı
görmek için geldim ben.)
O ise, edepsizce cevap
verip dedi ki:
(Bizim padişahımız,
pervasız biridir ki,
Öyle kolay değildir
onunla görüşmeniz.
Bizim sultanımızla nedir
sizin işiniz?
Bir derviş haliniz var
gördüğüm kadariyle.
Ne işi olabilir,
dervişin sultan ile?)
Ubeydullah-ı Ahrar, buna
gadaplanarak,
O edepsiz kişiye buyurdu
ki: (Bana bak!
Eğer pervasız ise, sizin
o melikiniz,
Pervalı biri ile, onu
değiştiririz.
Git, bunu kendisine
söyle benden çabucak.
Ve bir hafta sonunda,
gör ki neler olacak.)
Kalemini çıkarıp, eli
ile o ara,
O melikin ismini,
yazıverdi duvara.
Sonra da, parmağını
ağzında ıslatarak,
Sildi o hükümdarın
ismini tam olarak.
Ve oradan ayrılıp,
Taşkente döndü yine.
Anında korku girdi, o
melikin kalbine.
Aradan geçmişti ki, tam
da bir hafta kadar,
Onun memleketine
saldırdı bir hükümdar.
Öldürüp, Semerkanta
hakim oldu topyekün.
İsmi gibi, cismi de
silinip gitti o gün.
|