|
38 - UBEYDULLAH-I AHRAR
(Kuddise Sirruh)
Oğlum, Horasana git!
Bir talebesi vardı,
Ubeydullah Ahrarın.
Yıllarca sohbetinde
bulunmuştu bu zatın.
Yanına çağırarak bir gün
bu talebeyi,
Sordu: (Düşünmez misin,
memlekete gitmeyi?)
Arz etti ki: (Efendim,
bir mecburiyet hariç,
Yanınızdan ayrılıp
gitmeği istemem hiç.)
Buyurdu ki: (Evladım,
Horasana git hemen.
Sıkıntı veriyorlar bana
baban ve annen.)
(Peki efendim) deyip,
gitti o Horasana.
Söyledi bunu aynen, anne
ve babasına.
Onlar bunu duyunca,
ağladılar bir nice.
Zira hatalarını
anladılar iyice.
Dediler: (Biz beş vakit
namazı müteakip,
Ubeydullah Ahrara,
biraz teveccüh edip,
Ve dua ederdik ki
peşinden Rabbimize:
Artık izin versin de,
göndersin seni bize.)
O dahi çok ağlayıp,
gitmeye aldı izin.
Kavuştu üstadına, bir
daha dönmeksizin.
Yine bu büyük zatı
sevenlerden birinin,
Bir hizmetçi kölesi var
idi, gayet emin.
Bir gün nasıl olduysa,
kaybetti kölesini.
Aradı Semerkandın her
ücra köşesini.
Gezerken yine onu aramak
gayesiyle,
Ubeydullah Ahrarı gördü
talebesiyle.
Atının dizginini tutarak
gidip derhal,
Ağlayıp, arz etti ki:
(Böyledir işte ahval.
O benim herşeyimdi,
artık siz bilirsiniz.
Bu derdimi, ancak siz
halledebilirsiniz.)
O, eliyle gösterip
köylerden birisini,
Buyurdu: (Aradın mı, şu
köyde kendisini?)
(Hayır) deyip, doğruca o
köye vardı hemen.
Ve buldu kölesini, o
köyde hakikaten.
Su dolu bir testiyle,
şaşkın oturuyordu.
Yaklaşıp, (Neredeydin?)
diyerek ona sordu.
Dedi: (Evden dışarı
çıkmıştım ki bir ara,
Bir atlı beni tutup,
kaçırdı uzaklara.
Sonra da, köle diye
birine sattı beni.
Günlerdir görüyordum o
zatın hizmetini.
Bir gün de göndermişti,
ırmaktan su almağa,
Şu testiyi alarak,
gitmiştim o ırmağa,
Doldurup, tam geriye
dönecektim ki, birden,
Kendimi burda buldum,
şaşırdım hayretimden.
Rüya mı görüyorum,
uyanık mıyım? diye,
Hayret içerisinde
dalmıştım düşünceye.
İşte bu şaşkınlıkla, bu
yerde otururken,
Sizin geldiğinizi
farkettim ta ilerden.)
O kişi öğrenince, işin
hakikatini,
Anladı o velinin büyük
kerametini.
|