|
38 - UBEYDULLAH-I AHRAR
(Kuddise Sirruh)
Bal, şarap oldu
Ubeydullah-ı Ahrar, bir
gün hizmetkârına,
Buyurdu: (Semerkanttan,
biraz bal getir bana.)
Hizmetçi (Peki) deyip,
sefere çıktı derhal.
Emredildiği gibi, satın
aldı biraz bal.
Sonra, tam dışarıya
çıkıyorken, ansızın,
Dükkandan içeriye, girdi
bir güzel kadın.
Şehvet nazarı ile,
kadına baktı bir an.
Biraz sonra ayrılıp,
yoluna oldu revan.
Taşkent'e vasıl oldu,
üstadının evine.
Takdim etti o balı,
derhal kendilerine.
Lakin o büyük veli,
kaşlarını çatarak,
O hizmetçi kişiye, pek
sitemle bakarak,
Buyurdu ki: (Sen
gittin, bal alıp gelmek
için.
Lakin şarap getirdin
sen bize, acep niçin?)
Hizmetçi çok şaşırıp,
verdi ki şöyle cevap:
(Efendim, bu kutuda bal
vardır, değil şarap.)
Ve lakin o kutuyu açar
açmaz hizmetçi,
Gördü ki, hakikaten
şarap dolu hep içi.
Utanıp, hatasını tahmin
etti o anda.
Düşündü: O kadına
bakmıştım Semerkantta.
Demek ben, o günahı
eyleyince irtikab,
Kutudaki bu bal da, bir
anda oldu şarap.
Bir talebesi vardı, yine
bu evliyanın,
Ticaret işlerini yapardı
hep bu zatın.
Ticaretten dönerken
büyük bir kervan ile,
Birden karşılaştılar,
bir gurup haramiyle.
Ve lakin o talebe,
etmedi hiç endişe,
Düşündü ki: Üstadım
verdi beni bu işe.
Bu kervanı, o bana madem
etti emanet,
O halde ondan bana,
gelir yardım ve medet.
Gözlerini kapayıp,
düşündü üstadını.
Talep etti acilen,
yardım ve imdadını.
Sonra kılıç çekerek,
bindi derhal atına.
Eşkıyanın üstüne,
saldırdı tek başına.
Kendini, üstadının
şeklinde buldu o an.
O değil, üstadıydı sanki
öyle saldıran.
Kalabalık bir gurup idi
ki hem de onlar,
Korkudan, hepsi kaçıp,
darmadağın oldular.
O talebe, gelince
üstadın huzuruna,
O, bir şey söylemeden,
şöyle buyurdu ona:
(Zayıflar, kuvvetli bir
düşmana rast gelseler,
Kendi kuvvetlerinden vaz
geçip onlar eğer,
Allah adamı olan
velilerin birinden,
Yardım talep etseler
ruhaniyetlerinden,
Hak teâlâ, onlara, verir
ki öyle kuvvet,
Düşman, onlara karşı
edemez mukavemet.
Dağı bile devirir
evliyanın himmeti.
Sizin kurtulmanızın,
buydu asıl hikmeti.)
|