|
38 - UBEYDULLAH-I AHRAR
(Kuddise Sirruh)
Testi kırılmasaydı
Bir gün, sevdiklerinden
var idi ki bir kişi,
Tam yapacağı anda günah
olan bir işi,
Bu velinin sesiyle,
toparlandı ansızın.
Buyurdu ki: (Dur
yapma, günahtır o
yaptığın!)
Sonradan gördüğünde
Ubeydullah Ahrarı,
Buyurdu ki: (Ateş bil
haram ve günahları.
Bizi, yoktan yaratıp,
vermişken her nimeti,
Kul, nasıl ona karşı
işler bir masiyeti?)
Aynı kişi başka gün,
yine uyup nefsine,
Şarap almış giderdi, bir
akşam hanesine.
Lakin şarap testisi,
çarparak bir duvara,
Kırılıp, içindeki
döküldü hep yollara.
Anladı bu sefer de, bir
ikaz olduğunu.
Tuttu o veli zatın
hanesinin yolunu.
Ubeydullah-ı Ahrar
buyurdu ki: (Evladım!
Bir kul, günah yolunda
atmamalı bir adım.
Bilesin ki o testi,
kırılmasaydı şayet,
Benim kalbim kırılıp,
üzülecektim gayet.)
O kişi pişman olup, etti
tövbe, istiğfar.
Günah işlememeyi,
kendine etti şiar.
Başka bir talebesi var
idi ki, pek fakir.
Bir seferden dönerken,
oldu ona misafir.
Üstadın geldiğini
görünce ev sahibi,
Çok sevindi, cennetten
bir müjde gelmiş gibi.
Lakin o talebenin, genç
ve güzel bir oğlu,
Vardı ki, bilmiyordu
onun kim olduğunu.
Zira teşrif etmişti
evlerine henüz ilk.
O genç, surat asarak,
gösterdi hürmetsizlik.
Ubeydullah-ı Ahrar,
görüp gencin halini,
Acıyıp, kendisine çekti
onun kalbini.
Yavaşça buyurdu ki:
(Doğru mu böyle yapmak?
Ben de, senin yüzünü
kara edeceğim bak.)
Biraz sonra, aniden,
genç fırlayıp yerinden,
Ubeydullah Ahrarın
önüne geldi birden.
Dedi ki: (Ey efendim,
uzak yoldan geldiniz.
Size ikram edeyim, ne
arzu ederseniz.)
(Bir sıcak çorba getir)
buyurunca o gence,
Ocağı yakmak için,
koşuverdi hemence.
Çabuk yansın diye de,
üflüyordu durmadan.
Öyle ki, yüzü gözü oldu
hep is ve duman.
Ocak tutuşuyorken, onun
üflemesiyle,
Kalbi de tutuşmuştu o
zatın sevgisiyle.
Simsiyah yaptıysa da,
yüzünü ocak isi,
Nurlandırdı kalbini, o
velinin sevgisi.
Sonra, o pişirdiği
çorbayı getirerek,
Kavuştu himmetine,
bizzat ikram ederek.
O günden sonra artık,
ayrılmadı yanından.
Çok istifade etti onun
füyuzatından.
|