|
38 - UBEYDULLAH-I AHRAR
(Kuddise Sirruh)
Yardıma koşardı
Ubeydullah-ı Ahrar,
üstadına az hizmet,
Ederek almış idi, ondan
mutlak icazet.
Üç ay gibi zamanda,
işinin bittiğini,
Görüp, Yakub Çerhiden
sordular hikmetini.
Buyurdu: (Onun gibi
gelseydi her kim şayet,
Onlar da, böyle çabuk
alırlardı icazet.
Yağını, fitilini
hazırlamış o kişi.
Biz, yalnız yakmak için,
verdik ona ateşi.)
Üç ay hizmet edince,
kalbine nurlar doldu.
Yirmidokuz yaşında,
veliyyi kâmil oldu.
Üstadından ayrılıp,
döndü memleketine.
Ziraatle uğraşıp, çok
mal girdi eline.
O kadar bereketli oldu
ki mahsulleri,
Binüçyüzden ziyade var
idi çiftlikleri.
Amele çalışırdı
herbirinde üçer bin.
Her çiftliğe, ayrıca
vekiller etti tayin.
Anbarına giren şey, çok
bereketlenirdi.
Bir yılda, sekizyüz bin
batman uşur verirdi.
Bu kadar zengin iken
Ubeydullah-ı Ahrar,
Kalbinde, mal sevgisi
yok idi zerre kadar.
Herkese, o kadar çok
yapardı ki bol ihsan,
Onun yaptığı gibi,
yapamazdı her insan.
Rahat etmesi için,
kendisinden gayrisi,
Her türlü meşakkati,
yüklenirdi kendisi.
Tanıdık tanımadık, dost
düşman ayırmadan,
Herkesin yardımına,
koşuyordu durmadan.
Öyle fazla idi ki
yardımı fakirlere,
İyilik ve ihsanı, destan
oldu dillere.
Derdi ki: (Tasavvufla,
yoktu benim bir ilgim.
Yoktu hem evliyalık
hususunda bir bilgim.
Tasavvuf kitabı da,
okumuş değilim hiç.
Yoktu başka hasletim,
sadece bir şey hariç.
Hak teâlâ, bir haslet
ihsan etmiş ki bana,
Koşardım darda kalan
kulların yardımına.
Ayırmazdım dost-düşman,
hatta kâfir-müslüman.
Herkese hizmet için, can
atardım her zaman.
Bu huyum sebebiyle,
lütfetti Hak teâlâ,
Tasavvufta derecem,
herkesten oldu ala
Çok severim hizmeti,
budur yaratılışım.
Mesela medresede vardı
üç arkadaşım.
Hasta oldu üçü de,
kaybedip sıhhatini.
Ben aldım üzerime,
onların hizmetini.
Sonra, hastalıkları bana
etti sirayet.
Buna rağmen, severek
yapardım yine hizmet.
Zira bu iş, katiyen
değil benim elimde.
Yardım etme hasleti,
mevcuttur hilkatimde.) |