|
38 - UBEYDULLAH-I AHRAR
(Kuddise Sirruh)
Aynen benim elimdir
Allah adamlarından
Ubeydullah-ı Ahrar,
Sayesinde, zulmetten
nura çıktı insanlar.
Çocukken parlıyordu
yüzünde nur ve şua,
Görenler hayran olur,
ederdi ona dua.
Şihabüddin adında, vardı
ki bir dedesi,
Evliya bir zat olup,
yüksekti derecesi.
Hastalanıp, vefatı
yaklaşınca bu zatın,
Vedalaştı hepsiyle aile
efradının.
Sonra, torunlarıyla
görüştü birer birer.
En son, Ubeydullahı
yanına getirdiler.
Henüz pek küçük idi
Ubeydullah o zaman.
O içeri girince,
doğruldu yatağından.
Kucağına alarak, bağrına
bastı onu.
Ağlayarak dedi ki:
(Bekliyordum ben bunu.
Bu, çok büyük bir veli
olacaktır ilerde.
Ve lakin ben hayatta
bulunmam o günlerde.
Âlemi tutacaktır, bunun
feyz ve nurları.
Emrinde olacaktır, cihan
padişahları.)
Sonra da, babasına
buyurdu ki: (Ey oğlum!
Bunun yetişmesini, sana
ısmarlıyorum.)
Akranları oynarken, o,
hiç oynamıyordu.
Zira oyun oynamak, ona
tad vermiyordu.
Derlerdi: (Bizim ile
oynamazsın sen niçin?)
Derdi ki: (Biz
dünyaya, gelmedik oyun
için.)
Gençliğinde, ziyaret
eylemişti Hireyi.
O yerde, bir kimseden
duydu Yakub Çerhiyi.
Onun muhabbetiyle,
tutuştu, yandı birden.
Onu görmek üzere, derhal
çıktı o yerden.
Huzuruna girince, gördü
sevgi, iltifat.
Kalbinden geçirdi ki:
İşte aradığım zat.
Onu, Yakub-i Çerhi görür
görmez ilk daha,
Farketti kalbindeki o
cevheri bi-baha.
Bahaddin Buhari'yi,
anlatıp uzun uzun,
Dedi: (İşte bu zattır,
rehberi yolumuzun.)
Elini uzatarak, sonra
Ubeydullaha,
Buyurdu ki: (Şimdi kalk,
gel eyle müsafaha.)
Bir an tereddüt etti
Ubeydullah-ı Ahrar.
O zaman buyurdu ki:
(Yüzüme eyle nazar.)
Bakınca, öyle nurlu
gördü ki cemalini,
Sarılıp kucaklamak
istedi kendisini.
Yakub-i Çerhi dahi,
buyurdu ki: (Gel beri.
Behaeddin Buhari
tutmuştur bu elleri.
Demişti: Senin elin,
aynen benim elimdir.
Senin elini tutan, benim
de sevdiğimdir.
Bu el, onun elidir,
haydi müsafaha et.
Sana müyesser oldu bu
nimet ve saadet.)
Hürmet ve muhabbetle,
tutup öptü elini.
Üç ay hizmet ederek,
aldı icazetini.
|