|
37 - BEHAÜDDİN-İ BUHARİ
(Kuddise Sirruh)
Gafletle pişen yemek
Behaeddin Buhari, şanı
büyük bir veli.
Sohbeti, insanlara oldu
çok faideli.
Orta boylu, sevimli,
yüzü değirmiydi az.
Mübarek sakalında,
siyahtan çoktu beyaz.
Yürümesi, ne hızlı, ne
de yavaş, vasattı.
Güler yüz, tatlı dilli,
çok mübarek bir zattı.
Konuştuğu kimseye,
dönerek yüzünü tam,
Tane tane, çok fasih
söylerdi söz ve kelam.
Kahkaha ile gülmez,
tebessüm ederdi hep.
Allahü teâlâdan ederdi
haya, edep.
Kimseyi küçük görmez,
hep ederdi hüsn-i zan.
Herkesi, güleryüzle
karşılardı çok zaman.
Lakin celallenip de,
kaşını çattığında,
Heybetinden, durulmaz
olurdu karşısında.
Aynen Resulullaha
benzerdi şemaili.
Tam onun sünnetine uygun
idi her hali.
En üstün talebesi,
Alaaddin-i Attar,
Diyor ki: O büyük zat,
fakirdi ki o kadar,
Kış günü, bir sergisi
bulunmazdı evinde.
Kılardı namazını, bir
kilim üzerine.
Helalden kazanmaya,
titizlik ederdi pek.
Girmezdi kazancına,
haramdan bir çekirdek.
Fakir olduğu halde,
cömert idi o fakat.
Hediye getirene, verir
idi kat be kat.
Kendi temin ederdi,
kendi nafakasını.
Bizzat kendi eker ve
biçerdi tarlasını.
Sünnete tâbi idi, her iş
ve harekette.
Bilhassa çok titizlik
gösterirdi yemekte.
Evde pişittirirdi çoğu
zaman ekmeği.
Severdi sofra için,
bizzat hizmet etmeği,
Derdi ki: (Yemek
yerken, edebi gözetiniz.
Kendinizi, Allahın
huzurunda biliniz.
Şunu unutmayın ki,
yediğiniz yemekler,
Rabbimizin verdiği
nimetlerdir hep birer.)
Kendi talebesiyle yemek
yerken faraza,
Birisi, gaflet ile
ağzına lokma atsa,
İkaz edip, derdi ki
hemen o talebeye:
(Rabbinin huzurunda
olduğunu bil de ye.
Yalnız Onu hatırla,
düşünme bir şey asla.
Zira O, sana senden
yakındır daha fazla.)
Öfke ve gaflet ile
pişmiş ise bir yemek,
Onu kolayca anlar ve
yemezdi onu pek.
Bir gün, bir talebeyi
gitmişti ziyarete.
Yemek ikram eyledi, o
dahi bu hazrete.
Yemeyip, buyurdu ki:
(Bu yemeği pişiren,
Gadaplı ve kızgındı
yemeği pişirirken.
Böyle pişen yemekte,
olmaz hayır, bereket.
Yiyene şifa değil,
olur bir dert ve illet.)
|