|
37 - BEHAÜDDİN-İ BUHARİ
(Kuddise Sirruh)
Evliya kalbe bakar
Hace hazretlerinin,
sadık bir talebesi,
Vardı ki, bu veliye pek
çok idi sevgisi.
O der ki: Ben hocamı,
henüz tanımıyordum.
Bir sandığın içinde, yüz
altın saklıyordum.
Biraz zaman geçince,
düşündüm ki nihayet:
Yapayım bunlar ile
alışveriş, ticaret.
Hazır elbise alıp,
yollandım Buharaya.
Ve başladım onları, köy
köy gezip satmaya.
O köylerin birinde
bulunduğum bir saat,
İşittim ki, o köye
gelmiş bir evliya zat.
Mallarımı, bir yere
bırakarak emanet,
O büyük evliyayı, gidip
ettim ziyaret.
Ellerini öperek, bir
kenara oturdum.
O zatın huzurunda,
eriyor gibi oldum.
Bir an, bakışlarını
çevirip bu fakire,
Sonra sual etti ki:
(Niçin geldin bu yere?)
Arz ettim ki: (Efendim,
ticaret yapıyorum.
Hazır elbise alıp,
köylerde satıyorum.)
Buyurdu ki: (Çok iyi,
yap ama ticareti,
Hiç girmesin kalbine,
para pul muhabbeti.
Çalışıp kazanmayı,
emreder dinimiz de.
Lakin hiç olmamalı
sevgisi kalbimizde.
Gaye, islamiyetin her
emrini yapmaktır.
Ve dünya sevgisini,
kalpten silip atmaktır.)
Onun bu bereketli söz ve
nazarlariyle,
Kalbimden mal sevgisi,
boşaldı tamamiyle.
Daha ilk sohbetinde,
düzeldi kötü halim.
Dünya muhabbetinden
kurtuldu hem de kalbim.
Yine aynı sohbette,
buyurdu ki: (Ey oğlum!
Ben, Kâbenin yanında,
bir gün oturuyordum.
Bir kimseyi gördüm ki,
ak sakallı, ihtiyar.
Kâbenin örtüsüne
sarılmış, daim ağlar.
(Ya Rabbi! ya ilahi!)
diye yalvarıyordu.
Gözlerinden akan yaş,
yeri ıslatıyordu.
Lakin o ihtiyarın,
kalbine ettim nazar.
Gördüm ki, dünya ile
olur hep alakadar.
Ağlıyor idiyse de,
Kâbede gözyaşıyle,
Lakin hep meşgul idi,
kalbi dünya işiyle.
Hac'dan sonra, Minaya
avdet ettik nihayet.
Çarşıda bir genç gördüm,
yapıyordu ticaret.
Yüzbin altın değerde,
mal alıp veriyordu.
Kalbine nazar ettim, her
an zikrediyordu.
Dünyaya düşmüş gibi
görünürdü o, fakat,
Kâbe'deki adamdan üstün
idi kat be kat.
Çünkü bu, vermişse de
ticarete kendini,
Sokmamıştı kalbine,
dünya muhabbetini.
Yapsa da büyük çapta
ticaret, alış veriş,
Lakin hiç yapmıyordu
islama mugayir iş.
Çok dikkat ederdi ki,
olmasın günah, hata.
Kalbi, bu korku ile
titriyordu adeta.
|