|
37 - BEHAÜDDİN-İ BUHARİ
(Kuddise Sirruh)
Mütevazı insan ölü
demektir. Ölü olan,
kimseyi şikayet
etmez.Ölü olandan da
kimse şikayetçi olmaz.
(Kelam-ı kibar)
Büyükleri denemek
Behaeddin Buhari, bir
gün çıktı evinden.
Teşrif etti bir eve,
kendi sevdiklerinden.
O, (Şeyh Hüsrev) adında
biriydi garip, fakir.
Sevinip bu veliyi etti
evde misafir.
Köylülerden biri de,
işitti ki nihayet,
O köye, bir evliya
gelmiş ehl-i keramet.
Hakikaten keramet sahibi
midir? diye,
Bir torba armut alıp,
götürdü o veliye.
Düşündü ki: Birine,
koyayım bir işaret.
Bulup da bana versin,
veli ise o şayet
Lakin o bilmezdi ki,
böyle yüksek evliya,
Yanında, avuç içi
gibidir bütün dünya.
Behaeddin Buhari, dinin
emirlerinden,
Bahsediyor idi ki,
sohbeti kesti birden.
Buyurdu ki: (Ey Hüsrev,
biri var dışarıda.
Elinde armut ile, gelmiş
durur kapıda.)
Gidip açtı kapıyı, baktı
ki, köyden biri.
Elinde bir tas armut,
buyur etti içeri.
O da, o armutları,
getirip eyledi arz.
Ve dedi: (Kusuruma
bakmayın, zira çok az.)
O büyük zat, onları
verip ev sahibine,
Buyurdu: (Büyük kaba,
boşalt da getir yine.)
Getirince, onlardan bir
armut alıp derhal,
O köylüye uzatıp,
buyurdu: (Bunu sen al.)
Geriye kalanları, verip
ev sahibine,
Buyurdu ki: (Sen dağıt,
bunu misafirine.)
Sonra da, o köylüye
sordu ki şöyle aynen:
(Bunları getirmekte, ne
idi senin gayen?)
O, mahcup vaziyette dedi
ki: (Gerçek bu ya,
İşittim ki, bu eve bir
zat gelmiş evliya.
İmtihan etmek için, bir
miktar armut aldım.
Birine, bir işaret koyup
dibe sakladım.
Düşündüm ki: O kişi,
hakiki veli ise,
İşaretli armudu, bulur
da verir bize.)
Buyurdu ki: (Öyleyse,
bak sendeki armuda.
Senin gizli koyduğun
işaret var mı onda?)
O köylü baktığında,
mahcup olup dedi ki:
(Evet, o işaretli
armuttur elimdeki.)
Buyurdu ki: (Allahın
bir evliya kulunu,
İmtihana kalkışmak,
uygun değil, bil bunu.
Zira o veli kullar, çok
yakındır Allaha.
Denemek caiz olmaz,
böyle yapma bir daha.
İşaretli armudu bulup da
vermeseydik,
Bizden hiç istifaden
olmazdı bir zerrecik.
Mahrum kalmaman için,
bulup verdik biz onu.
Bu gaye olmasaydı,
yapmazdık asla bunu.)
Köylü, mahcup bir halde
dedi ki: (Üzdüm sizi.
Pişmanım yaptığıma,
affedin bendenizi.)
|