|
35 - AHMET YESEVİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Çok ibadet yapardı
Talebe yetiştirir, çok
ibadet yapardı.
Kendisi kepçe-kaşık imal
eder, satardı.
Bir öküzü vardı ki bu
evliya kişinin,
Onu kullanırdı hep,
onları satmak için.
O öküzün sırtında, bir
heybe duruyordu.
Kepçe ve kaşıkları, ona
dolduruyordu.
Çıkıyordu o hayvan, her
gün pazar yerine.
Dolaşır, akşamları
dönerdi eve yine.
İsteyen, o heybeden alıp
istediğini,
Yine aynı heybeye,
atardı ücretini.
Hace Ahmed Yesevi, o
paraları yine,
Harcardı tamamiyle kendi
talebesine.
Kalplere hayat sunan, o
mübarek sohbeti,
Sayesinde, gün be gün
daha arttı şöhreti.
Öyle ki, dört bir
yandan, insanlar, akın
akın,
Yanına toplanırdı bu
Allah adamının.
Talebenin sayısı,
yüzbinleri geçince,
Çekemeyenler oldu
kendisini bir nice.
Onun itibarını sarsmak
için, bu defa,
İftiralar uydurup,
yaydılar her tarafa.
Horasanda yayıldı,
bunlar daha ziyade.
Buna, Ahmed Yesevi
üzüldü fevkalade.
Çünkü o yalanlara, bazı
saf müslümanlar,
İnanıp, felakete
oluyorlardı duçar.
Çok merhametli olan Hace
Ahmed Yesevi,
Kurtarmak gayesiyle bu
temiz kimseleri,
Talebeden birini,
çağırarak yanına,
Ona bir kutu verip,
gönderdi Horasana.
Buyurdu: (Bu kutuyu, iyi
muhafaza et.
Ve o hasetçilere, götür
bunu teslim et.)
O, mühürlü kutuyu, alıp
koydu cebine.
Ve hemen yola çıktı,
Horasan cihetine.
Varıp, o insanlara
tanıttı kendisini.
Söyledi, üstadının
emriyle geldiğini.
Getirdiği kutuyu, verip
o kimselere,
Dedi ki: (Bu kutuyu, o
gönderdi sizlere.)
Ahmed-i Yeseviye kim
varsa haset eden,
Bir haberle, herbiri
toplandı hepsi hemen.
O kutuyu görünce, merak
ettiler ki hep,
İçine ne koyup da
gönderdi bize acep?
Merak ve heyecanla
açınca birden onlar,
Hepsi hayretlerinden,
şaşıp dona kaldılar.
Zira kutu içinde, bir
miktar (pamuk)
vardı.
Üstünde kıpkırmızı (ateş
koru) yanardı.
Ateş koru, pamuğa
etmiyordu hiç tesir.
Pamuk, ateş korundan,
olmazdı müteessir.
Bu kerameti görüp, çok
pişman oldu hepsi.
Ve o büyük velinin
oldular talebesi.
|