|
33 - ALAADDİN-İ ATTAR
(Rahmetullahi Aleyh)
Peki demek
Alaaddin-i Attar, büyük
bir veli idi.
Çok zengin ve soylu bir
aileye sahipti.
Gitti bir gün hazret-i
Bahaddin Buhariye,
Dedi: (Kabul buyurun,
beni talebeliğe.)
Buyurdu ki: (Öyleyse,
bir sepet elma alıp,
Kendi mahallenizde, sat
onları bağırıp.)
Anında (Peki) dedi
Alaaddin-i Attar.
Bağırıp elma sattı, o
gün akşama kadar.
O akşam, hocasının geldi
hanelerine.
Arz etti ki: (Getirdim
emrinizi yerine.)
Buyurdu: (Bu elmaya,
biraz daha elma kat.
Yarın, kardeşlerinin
dükkanı önünde sat.)
Yine (Peki) dedi ve az
daha elma aldı.
O dükkanlar önünde, elma
sattı devamlı.
Ve lakin kardeşleri, onu
böyle görünce,
Maksat ve gayesini
anlamadılar önce.
Dediler ki: (Kardeşim,
rezil ettin bizi sen.
Maksadın para ise,
verelim ne istersen.
Elma satacak kadar
düşmedik çok şükür biz.
Lakin senin yüzünden,
rezil olduk hepimiz.)
Ve lakin Alaaddin
duymuyordu bunları.
Ve onun tek gayesi,
satmaktı elmaları.
Ertesi gün, olmuştu
hocasına talebe.
(Peki) dediği için,
kavuştu bu devlete.
Hocası Behaeddin Buhari,
bu sebepten,
En çok onu severdi,
yüzlerce talebeden.
Diğerleri, çok merak
ederlerdi hep bunu:
(Hocamız, ne sebepten
bizden çok sever onu?)
Bir gün nehir yanında,
sohbet ediyor iken,
(Alaaddin kalk!)
diye, seslendi ona
birden.
Bütün talebeleri
bekliyorken merakla,
Buyurdu: (Alaaddin,
şu akan nehre atla!)
(Peki) deyip, kendini
attı nehir içine.
Devam etti hocası, kalan
sohbetlerine.
Talebeler, çok hayret
içinde kaldı lakin.
Zira nehir içinde,
kayboldu Alaaddin.
Birkaç saat geçince,
hocaları, aniden,
(Alaaddin çık!)
diye, seslendi ona
birden.
Çıktı nehir içinden bu
ikinci emirle.
Baktılar, elbisesi
ıslanmamıştı bile.
O, bir gün buyurdu ki:
(Kul hakkı mühimdir pek.
Ahirete kalırsa, çetin
olur ödemek.
Hanımlarınız ile,
helallaşın bu yüzden.
Hatta helallaşmadan
çıkmayın evinizden.
Hassas davranılırsa
islama tâbiyette,
Bir kırgınlık, üzüntü
vuku bulmaz elbette.
Nerede ihtilafa düşerse
birileri,
İslama uymamaktan vuku
bulur ekseri.
|