|
30 - MUHAMMED BABA
SEMMASİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Muhammed Baba Semmasi
Allah adamlarından, çok
büyük bir velidir.
Derecesi yüksek ve
keramet sahibidir.
Ali Ramiteninin mübarek
sohbetinde.
Yetişerek, kemale geldi
nihayetinde.
Kasr-ı hinduvan diye,
bir köy vardı ki meşhur,
Behaeddin Buhari, bu
beldede doğmuştur.
Lakin henüz doğmadan ve
işitilmeden adı,
Onun geleceğini,
müjdeledi üstadı.
Şöyle ki, her geçişte,
o, Kasr-ı Hinduvan'dan,
Derdi: (Bana, bir koku
geliyor ki buradan,
Zuhur eder bu yerde, çok
büyük bir evliya.
İnsanların kalbine,
saçar o nur ve ziya.)
Gelince yine bir gün, bu
bereketli yere,
Buyurdu ki: (O koku,
fazlalaşmış bu kere.
Öyle zannederim ki, o,
gelmiştir dünyaya.
Büyüyüp yetişince, bu
dini eder ihya.)
Bunu söylediğinde
hakikaten bu veli,
Henüz üç gün olmuştu, o,
dünyaya geleli.
Dedesi, kucağına alarak
torununu,
Bu Baba Semmasiye
getirdi derhal onu.
Görür görmez, kavuştu
bir sevinç ve huzura.
Buyurdu: (Kabul ettik
bunu biz evlatlığa.)
Sonra Emir Külale
buyurdu ki: (Ey oğlum!
Bunun yetişmesini, sana
ısmarlıyorum.)
Ne zaman ki, gelmişti o,
evlenme çağına,
Geldi Baba Semmasın
mübarek ocağına.
Huzuruna çıkmadan,
mescide girdi önce.
Secdeye kapanarak, dua
etti şöylece:
(İlahi, belalara, türlü
sıkıntılara,
Sabredebilmem için, güç
kuvvet ver bu kula.)
Oradan, üstadının yanına
gelir gelmez,
Buyurdu ki: (Evladım,
öyle dua edilmez.
Allahtan bela değil,
hep afiyet istenir.
Ya Rab, beni rızana
vasıl et demelidir.)
Beraber yemek yiyip,
kavuştu iltifata.
Gözü, ondan gayriyi
görmüyordu adeta.
Yüksek teveccühüne nail
olup, o yine,
Ellerini öperek,
dönüyorken evine,
Ona bir ekmek verip,
buyurdu ki: (Evladım!
Al bunu, belki yolda
birine olur lazım.)
Düşündü ki: Yemeği
yemiştik biz halbuki.
Verdikleri bu ekmek,
neye lazım olur ki?
Yolda misafir oldu, bir
fakirin evine.
Gördü ki, muhtaç idi bir
ekmek dilimine.
Ekmeği ona verip,
öğrendi hikmetini.
Anladı üstadının büyük
kerametini.
|