|
26 - KUTBÜTTİN-İ
BAHTİYAR KAKİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Hediye almazdı
Kutbüddin-i Bahtiyar,
yaparak çok ibadet,
Allahü teâlâdan etmezdi
bir an gaflet.
Fakirane bir hayat
yaşıyordu ekseri,
Zira böyle olmaktı, onun
bütün isteği.
Halbuki sultan bile,
emrini bekliyordu.
(Bir işaret buyurun,
bize kâfi) diyordu.
Buna rağmen, kimseden
etmezdi bir şey talep,
Yine fakirlik ile
yaşamak isterdi hep.
Mübarek hanımları,
bakkaldan, borç olarak,
Almak istediğinde
mutfağa biraz erzak,
O bakkalın hanımı, ona,
uygun olmayan,
Surette davranınca,
üzüldü o gün bundan.
Kutbüddin Bahtiyara
eyleyince bunu arz,
Buyurdu ki: (Ey hanım,
şu odaya gel biraz.)
Odanın köşesini gösterip
dedi ki: (Bak!
Her ne zaman istersen,
Besmele okuyarak,
O anda ihtiyacın ne
kadarsa ey hatun!
O kadar kâk bulursun,
üzülüp olma mahzun.)
Kutbüddin Bahtiyar'ın,
burada (kâk) diyerek,
Buyurduğu o nesne, (kek)
idi, yani ekmek.
İsminin sonundaki (Kâki)
kelimesi de,
Bu vaka üzerine söylendi
o devirde.
Bir gün, saray nazırı
İftiharüddin Aybek,
Bu mübarek velinin
huzuruna gelerek,
Dedi ki: (Ey efendim,
falan falan köylerin,
Bütün gelirlerini, eğer
ki varsa izin,
Bağlamak istiyoruz, hep
zat-ı alinize.
Siz de sarf edersiniz,
onu talebenize.)
O dahi cevabında buyurdu
ki: (Ey nazır!
Oturduğun halının ucunu
biraz kaldır.)
O, halının ucunu biraz
çevirdiğinde,
Gözleri açılarak, kaldı
hayret içinde.
Zira görüyordu ki,
altında o halının,
Sanki bir nehir gibi,
akıyordu hep altın.
Dedi: (Biz, bunu bile
istemezken hey evlat!
Dediğin köylere mi
edeceğiz iltifat?
Ey vezir, haydi şimdi
gidiniz de bu defa,
Gelmeyin bu teklifle
yanımıza bir daha.)
Vezir, (Peki) diyerek,
ayrıldı huzurundan.
Daha çok kıymet verdi, o
zaman ona sultan.
Yine başka bir zaman,
hediye getirdiler.
Onu dahi reddedip, şöyle
cevap verdiler:
(Bizim büyüklerimiz,
kimseden bir menfaat,
Kabul etmediler ki,
alayım ben de evlat.
Eğer kabul edersem,
yarın, mahşer gününde,
Ben mahcup olmaz mıyım o
büyükler önünde?)
O kimse mahcup olup,
(Haklısınız) dedi ve,
Getirdiği o şeyi, alıp
gitti geriye. |