|
26 - KUTBÜTTİN-İ
BAHTİYAR KAKİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Akrep ve yılan
Binikiyüz otuzbeş
yılında bu büyük zat,
Hindistanın Delhide,
eyledi Hakk'a vuslat.
Halen de nur saçılır
kabrinden pek ziyade.
Ziyaret eyleyenler, eder
çok istifade.
Bir buçuk yaşındayken,
babası etti vefat.
Annesi meşgul oldu,
yetişmesiyle bizzat.
Muinüddin-i Çeşti adında
bir evliya,
Bir gün, bir vesileyle
gelmiş idi oraya.
Onyedi yaşındayken
Kutbüddin-i Bahtiyar,
Görünce, kalbi ona
meyletti bi-ihtiyar.
Talebesi olmayı istedi
birdenbire.
Kabul etmesi için,
yalvardı bu veliye.
O dahi kalp gözüyle,
yüksek istidadını,
Görüp kabul eyledi, bu
istek ve arzını.
O büyük evliyadan, çok
feyiz, nur ve himmet,
Alarak, tasavvufta
yetişti en nihayet.
Kutbüddin-i Bahtiyar
anlatır ki: Bir kere,
Bir arkadaşım ile,
çıkmıştık bir sefere.
Bir nehrin kenarında,
mola verip oturduk.
Garip bir hadiseye orada
şahit olduk.
Biz, nehrin kenarında
otururken hasılı,
Baktık, koca bir akrep
gidiyor hızlı hızlı.
Dedim ki: (Bak bu akrep,
süratli gidiyor pek.
Onun bu gidişinde, bir
hikmet olsa gerek.)
O da hak verdi bana,
takip ettik hayvanı.
Sonra gördük ilerde,
büyükçe bir yılanı.
O akrep, soktu gidip
yılanı bir yerinden.
Koca yılan, anında
kıvrılıp öldü hemen.
Biz, bunun hikmetini
düşünüyorduk ki tam,
Baktık ki, çok yakında
yatmış uyur bir adam.
Hiç bir şeyden habersiz,
çok derin uykudaydı.
Ne akrebin ve ne de
yılanın farkındaydı.
Düşündük ki: Bu kişi,
mübarek olsa gerek.
Ki, akrep hizmet etti
yılanı öldürerek.
Lakin fena bir koku
gelirdi üzerinden.
Meğer o, şarap içip, o
yere sızmış hemen.
Çok şaşırıp, bir mana
ararken bu işe biz,
Şöyle bir nida duyduk,
gaibden gayet veciz:
(Eğer biz lütfumuzu,
hep iyi insanlara,
Saçsaydık, kim
bakardı cümle
günahkârlara?)
O adam, bu ses ile
uyandı uykusundan.
Yılanı da görünce,
sarardı korkusundan.
Lakin biz anlatınca,
herşeyi kendisine,
Nedamet yaşı doldu o
anda gözlerine.
Başladı ibadete, içkiyi
bırakarak.
Yetmiş defa hac yaptı,
hem de yaya olarak.
İlim ve ibadete
sarılarak o günden,
Oldu hem zamanının büyük
âlimlerinden. |