|
25 - MAZHAR-I CAN-I
CANAN (Rahmetullahi Aleyh)
Evliyayı sevmek şart
Mazhar-ı Can-ı Canan,
bir âlim ve veli zat.
Sohbeti, gönüllere
olurdu ab-ı hayat.
Üstadına ihlası, sevgi
ve muhabbeti,
Fevkalade çoktu hem, ona
teslimiyeti.
Buyururdu: (Her neye
kavuştuysam ben eğer,
Hocamın sayesinde, oldu
hepsi müyesser.
Bir müslüman, ne kadar
etse de çok ibadet,
Allahın rızasına ermesi
zordur elbet.
Kulun ibadetleri, ne
kadar olsa iyi,
Yine de zor kazanır,
rıza-i ilahiyi.
Lakin sevgi beslerse,
bir mübarek veliye,
Kavuşturur o onu, rıza-i
ilahiye.
Allaha çok yakındır,
evliyalar, veliler.
Onların kalplerine
girmektir asıl hüner.
Kazanabilmek için
onların sevgisini,
Ne hüneri var ise,
göstermeli hepsini.)
Mazhar-ı Can-ı Canan,
birkaç talebesiyle,
Kabristana gitmişti,
ziyaret gayesiyle.
Bir kabrin baş ucunda,
oturarak bir miktar,
Teveccüh eyledi ki:
Nimet mi, azap mı var?
Hasredince tamamen bu
işe himmetini,
Hak teâlâ gözünden,
kaldırdı perdesini.
Hakikati keşfedip,
buyurdu ki: (Bu kabir,
Büyük günah işleyen bir
kadına aittir.
Ve şu anda kabrinde,
Cehennem ateşi var.
İmanlı mı, değil mi,
henüz değil aşikâr.
Benim, yetmiş bin adet,
önceden okuduğum,
Kelime-i tevhidi buna
bağışlıyorum.
Dünyadan, iman ile
ayrılmışsa o şayet,
Bu azaptan kurtulup,
olur ehl-i saadet.)
Sonra, o sevapları
bağışlayıp kadına,
Tekrar teveccüh etti
kadının mezarına.
Az sonra buyurdu ki:
(Şükür elhamdülillah.
Kadının günahını affetti
şimdi Allah.
Acı azap çekerken
kabrinde biraz önce,
Şimdi ondan kurtulup,
gark oldu bir sevince.)
Sohbet ediyordu ki,
talebeyle bir zaman,
İhtiyar biri geldi, bu
zata inanmayan.
Dedi ki: (Bu hocanın
halleri rahmani mi?
Yoksa şeytani midir, hem
bunun var mı ilmi?)
Bu sözler, talebeye çok
fena etti tesir.
Mazhar-ı Can-ı Canan
oldu çok müteessir.
Hiddetle ona dönüp,
eyledi sert bir nazar.
Çırpınmaya başladı,
yerlerde o ihtiyar.
Anladı sert kayaya
çarptığını ve lakin,
Dedi ki: (Affet beni,
Allah rızası için.)
O, elini uzatıp,
kaldırdı onu yine.
Bir şey olmamış gibi,
geldi eski haline. |