|
25 - MAZHAR-I CAN-I
CANAN (Rahmetullahi Aleyh)
Şehid olmak isterim
Henüz vefat etmeden,
birkaç gün önce idi.
Rabbine kavuşmanın, şevk
ve sevincindeydi.
Ahirete göçmesi olmuşken
böyle yakın,
İnsanlar, sohbetine
gelirdi akın akın.
Talebesinden biri,
sılaya gitmek için,
Huzuruna gelerek, istedi
ondan izin.
Buyurdu: (Güle güle,
emanet ol Allaha.
Lakin görüşemeyiz senin
ile bir daha.)
Diğer talebeleri,
duyunca bu sözleri,
Ağlayıp, herbirinin
yaşla doldu gözleri.
Birkaç gün kalmıştı ki
vefatına nihayet,
Talebeyi toplayıp, son
defa etti sohbet.
Buyurdu ki: (Kalbimden,
her neyi geçirdimse,
Ve hangi bir nimete
kavuşmak istedimse,
Hak teâlâ hepsini,
eyledi bana ihsan.
Her arzuma kavuşmam,
oldu kolay ve asan.
İslam-ı hakikiyi nasip
etti nihayet.
Verdi salih amelle,
istikamet, keramet.
Tasavvufta, ne kadar
derece varsa eğer,
Rabbimiz, herbirini
kıldı bana müyesser.
Elde edemediğim, kaldı
ki bir tek makam,
O da şehid olmaktır,
budur şimdi bana gam.
Kavuştum tasavvufta
makamların hepsine.
Şimdi arzum, ermektir
şehidlik rütbesine.
Hocalarımın çoğu,
şehadet şerbetini,
İçerek bitirdiler, en
son nefeslerini.
Ve lakin yaşlandım ben,
zayıf düştü vücudüm.
Yoktur cihad edecek bir
kuvvetim ve gücüm.)
Mazhar-ı Can-ı Canan, bu
son sözleri ile,
Şehidlik arzusunu
getirdi böyle dile.
Son günleri idi ki, o
yer ahalisinden,
Huzuruna gelenler,
artmıştı eskisinden.
Binyediyüz seksenbir
miladi senesinde,
Ve Muharrem ayının,
yedinci gecesinde,
Mübarek hanesinin önüne
bir aralık
Yabancı kimselerden,
doldu bir kalabalık.
Niyetleri kötüydü,
bilhassa üç kişinin.
Israr ediyorlardı içeri
girmek için.
Nihayet izin alıp,
hanesine girdiler.
Bunlar moğol kâfiri ve
mecusi idiler.
Hem de tanımazlardı
kendisini o zaman.
Sordular ki: (Sen misin,
Mazhar-ı Can-ı Canan?)
(Evet, benim) deyince,
durmayıp onlar daha,
Hücum edip, hançerle
başladılar vurmaya.
Ağır yaralanarak yıkıldı
yere hemen.
Üç gün sonra, Rabbine
kavuştu ebediyen.
On Muharrem, Aşure ve
Cuma akşam vakti,
O da, şehid olarak Hakka
oldu mülaki. |