|
25 - MAZHAR-I CAN-I
CANAN (Rahmetullahi Aleyh)
Küçükten belliydi
Evliyanın büyüğü, Mazhar-ı
Can-ı Canan.
Onun gibi bir veli, az
görmüştür bu cihan.
Henüz bu mübareğin
çocukluk zamanında,
Rüşd, hidayet nurları
parlıyordu alnında.
Ebu Bekr-i Sıddıkın her
ne zaman ismini,
Ansaydı, karşısında
görürdü kendisini.
İmam-ı Rabbaniyi
düşünseydi ne zaman,
Onun ruhaniyeti gelirdi
ona o an.
Babası, kendisine
demiştir ki: (Ey oğlum!
Sen dünyaya gelince, bu
dünyadan soğudum.
Mevki, makam sahibi bir
dünya adamıyken,
Senin doğumun ile, terk
ettim dünyayı ben.)
Onaltı yaşındayken
Mazhar-ı Can-ı Canan,
Dünyayı, ebediyen terk
eyledi Mirza Can.
Vasiyet emişti ki oğluna
ölüm günü:
(Evladım, boş şeylerle
heba etme ömrünü.)
O dahi, babasının uyup
vasiyetine,
Gitmeye başladı hep,
veliler sohbetine.
Lakin akrabaları,
dediler ki: (Ecdadın,
Mevki makam sahibi
zevatıydı zamanın.
Biz arzu ederiz ki, sen
dahi onlar gibi,
Olasın bu ülkede yüksek
mevki sahibi.)
O gece, rüyasında
göründü bir evliya.
Ve ona buyurdu ki:
(Vefasızdır bu dünya.
Ahirete yönel ki, budur
işin esası.
İnsan, cam parçasıyla,
değişir mi elması?)
Sabah uyandığında,
kalbinde mevki, makam,
Düşüncesi, sevgisi,
silinip gitmişti tam.
Artık o, bir kenara
bırakarak dünyayı,
Aramaya başladı âlim ve
evliyayı.
Her kim haber verseydi,
bir veliyi kendine,
Onu arar ve bulur,
giderdi sohbetine.
Kendisi anlatır ki:
Onsekizdi tam yaşım.
Seyyid Nurdan bahsetti,
bana bir arkadaşım.
Bu ismi işitince, elimde
olmadan hiç,
Tam kapladı kalbimi, bir
ferahlık ve sevinç.
Hatta henüz görmeden,
tutuldu kalbim ona.
Büyük bir iştiyakla,
vardım huzurlarına.
İlk defa gördüğümde bu
islam büyüğünü,
Anladım Hak katında olan
üstünlüğünü.
Sünnet-i seniyyeye bağlı
idi o gayet,
Dinin emirlerine, ederdi
tam riayet.
Mübarek cemalinden,
sanki nur akıyordu.
Sohbetinin feyzleri,
cana can katıyordu.
İyice anladım ki:
Rabbini arayanlar,
Onun himmeti ile, çabuk
kavuşuyorlar.
Kalbi hasta olanlar,
görse onu bir defa,
O sohbetle, kalbine,
gelirdi nur ve safa |