|
24 - SEYFEDDİN-İ FARUKİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Sultan hürmet ederdi
İmam-ı Rabbaninin
torunu olan bu zat,
Serhend şehrinde doğup,
orada etti vefat.
Mübarek babasından
tahsil görüp, sonunda,
Çıktı çok yükseklere, o
tasavvuf yolunda.
Zamanın sultanını dini
yönden terbiye,
Etmek için, emirle gitti
sonra Delhiye.
Lakin şehre girmeden,
yanlarında kapının,
Puta benzer heykeller,
görüp durdu ansızın.
Buyurdu ki: (Sultana
gidip haber veriniz.
Bu heykeller kalkmadan,
bu şehre girmeyiz biz)
Âlemgir Han da bunu,
emir telakki edip,
Kaldırttı o putları,
aynı gün emir verip.
Talebesi oldu ve
gösterdi saygı, hürmet.
Verdi dini sahada yetki
ve selahiyet.
Hindistanda yayılmış
her bidat ve kötü hal,
Onun bereketiyle,
ortadan kalktı derhal.
Unutulmuş sünnetler,
çıkarıldı ortaya.
İslamiyet bu yerde,
yeniden oldu ihya.
Çok devlet adamları,
kumandanlar, vezirler,
Onun sohbetleriyle,
hidayete erdiler.
Ona, öyle saygılı
olurlardı ki hatta,
O (Otur!) demedikçe,
beklerlerdi ayakta.
Sohbetinde, binlerce
fasık, facir ve kâfir,
Hidayete ererek,
kalpleri oldu tenvir.
Öyle çok kalabalık idi
ki sohbetleri,
İzdihamdan, kolayca
girilmezdi içeri.
Hatta bir gün, sultanın
oğlu şehzade Azam,
Geldiğinde gördü ki,
kapıda bir izdiham.
Kalabalık içinden, zor
geçerek o bile,
Güçlükle şereflendi onun
sohbeti ile.
Hatta öyle oldu ki,
sarık düştü başından.
Çıkacak gibi oldu,
kaftanı arkasından.
Akşam avdet edince
babasının yanına,
Gördüğü izdihamı,
anlattı aynen ona.
Sultan bunu duyunca, çok
sevinip dedi ki:
(Allahü teâlâya şükürler
ederim ki,
Öyle büyük bir veli
nasip etti ki bana,
Zor girebiliyoruz bizler
bile yanına.)
Ve lakin o devirde, biri
vardı malesef.
Hiç onun sohbetiyle
olmamıştı müşerref.
Kendini bir şey sanan o
cahil ve bi-edep,
Bu büyük evliyayı, inkâr
ediyordu hep.
Bir gece, rüyasında
bekçilerden bir gurup,
Sopalarla bu zatı,
dövdüler hayli vurup.
Dediler ki: (Allahın
bir sevgili kulunu,
Nasıl inkâr edip de
sevmezsin hem de onu?)
Bu korkuyla uyanıp,
nazar etti kalbine.
Gördü ki, sevgi dolmuş,
o düşmanlık yerine.
|