|
02 - MUİNÜDDİN-İ ÇEŞTİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Ateş sizi yakacak
Vardı ki o zamanlar,
Bağdatta yedi kimse,
Ateşe taparlardı,
onların yedisi de.
Çekerlerdi hem dahi, her
gün sıkı riyazet.
Yani nefislerine,
ederlerdi eziyet.
Öyle yapmış idi ki, bu
riyazet onları,
Altı ayda, bir lokma
ekmekti gıdaları.
Böyle açlık, susuzluk
çekerek gün ve gece,
Sonunda istidraca
kavuştular böylece.
Cahil halk, gördüğünde
onların bu halini,
Büyük zat bilirlerdi,
malesef her birini.
Muinüddin Çeştiyi,
işitip bu kâfirler,
Onun ile tanışıp,
görüşmek istediler.
Geldiler bu maksatla,
bulunduğu ülkeye.
Sordular: (Filan zatın
hanesi nerde?) diye.
Nihayet evi bulup,
huzuruna vardılar.
Lakin birden, büyük bir
dehşete kapıldılar.
Peşinden bir titreme
aldı bedenlerini.
O zat ise, heybetle,
süzerek herbirini,
Buyurdu: (Siz
Allah'tan, hiç utanmaz
mısınız?
Hak teâlâ dururken,
ateşe taparsınız.)
Dediler: (Biz ateşe
taparız ki elbette,
Yakmasın hiç bizleri,
dünya ve ahirette.)
Buyurdu: (Ey ahmaklar,
ateş mabud olur mu?
Hiç ateşe tapanlar,
yanmaktan kurtulur mu?
Zira tek Allah vardır,
ibadete müstehak.
Böyle iman etmeyen,
yanacaktır muhakkak.
Ve siz, böyle Allaha,
koştukça şerik ve eş,
Dünya ve ahirette, yakar
sizi o ateş.
Bakın ben, tek Allah'a
inanırım şu anda.
Bu yüzden ateş beni,
yakmaz iki cihanda.)
Onlar hayret ederek,
dediler: (Nasıl olur.
İsbat et bu sözünü,
bakalım doğru mudur?)
Muinüddin-i Çeşti,
(Peki) dedi ve
hemen,
İçerden bir yığın kor
alıp geldi yanarken.
Ve Allah'a sığınıp,
avuçladı közleri.
Dehşetten açık kaldı
kâfirlerin gözleri.
Hatta onun elinde, söndü
yanan ateşler.
Hayretle şahit oldu,
buna ateşperestler.
Ve o gün görür görmez,
bu müthiş kerameti,
Nakşoldu kalplerine,
islamın muhabbeti.
O sırada gaibten, şöyle
bir ses duydular:
(Ateş, halis mümine
veremez asla zarar.)
Onlar, bütün bunları
işiterek, görerek,
Hepsi iman ettiler,
şehadet getirerek.
Oldular yedisi de, o
zatın talebesi.
Hatta kısa zamanda,
evliya oldu hepsi.
Nice kâfir kimseler, bir
bakmakla yüzüne,
O anda iman edip,
inanırdı sözüne.
Kendisinin Bağdat'ta
bulunduğu yıllarda,
Gayr-i müslim bir kişi,
kalmadı o diyarda.
|