|
02 - MUİNÜDDİN-İ ÇEŞTİ
(Rahmetullahi Aleyh)
İçeri gel
Hazret-i Muinüddin, bu
sesi duyduğunda,
Bambaşka bir hallere,
giriverdi o anda.
Ağlayıp, gözlerinden
gözyaşları dökerek,
İlerledi Ravda'ya,
salevat getirerek.
Ravda'nın kapısında,
edep ile beklerken,
(İçeriye gel!)
diye, bir ses duydu
türbeden.
Girdi mahcup bir halde,
duyunca bu nidayı.
Görmekle şereflendi,
Resul-i kibriyayı.
Peygamber Efendimiz,
buyurdu ki o anda:
(Git ve benim dinime,
hizmet et Hindistanda.
Orada, evladımdan
Hüseyin adlı bir zat,
Küffarla savaşırken,
şehid düştü şu saat.
Nerdeyse bu memleket
geçecek kâfirlere.
Durma, hemen bu
günden, hareket et o
yere.
Sen oraya varınca,
mağlup olur o küffar.
İslamın nuru ile,
aydınlanır o diyar.)
Sonra da bir nar verip,
buyurdu ki: (Al bunu.
Buna bakıp, anlarsın
Hindistanın yolunu.)
O Resulün elinden
aldığında o narı,
Gördü onun üstünde,
nehirleri, dağları.
Bir fatiha okuyup,
Peygamberin ruhuna,
Çıktı kırk kişi ile,
Hindistan'ın yoluna.
Dağları, tepeleri
süratlice aştılar.
Nihayet selametle,
Ecmire ulaştılar.
Daha sonra orada, satın
alıp bir inek,
Keserek, yaparlardı
etinden her gün yemek.
İneğe taptığından o
yerdeki ahali,
Toplandılar meydana
öğrenince bu hali.
Taş ile sopaları alarak
ellerine,
Saldırdılar hep birden,
onların üzerine.
Muinüddin-i Çeşti,
yerden toprak alarak,
Saçtı o kâfirlere,
dualar okuyarak.
O topraktan, onlara
isabet ettiğinde,
Her biri taş kesilip,
kala kaldı yerinde.
Bir santim yürümeye,
olmadı mecalleri.
Asla gidemediler, ne
ileri, ne geri.
Aciz kalıp döndüler,
mecburen yerlerine.
Arz ettiler bu hali,
meşhur cinnilerine.
Onu, kendilerine, yeni
başkan seçtiler.
Müminlere bir daha
saldırıya geçtiler.
Lakin o cin görünce, bir
an onun nurunu,
Yaprak gibi titreme
kapladı vücudunu.
Sonra gelip hürmetle,
kapandı ayağına.
Ve onun huzurunda,
derhal geldi imana.
Diğerleri dönerek,
hükümdara geldiler.
Gördükleri bu hali, ona
haber verdiler.
O müşrik hükümdar da,
kaldı hayret içinde.
Çok meşhur biri vardı,
sihirbazlık işinde.
İsmi Ecipal olup, bu idi
yalnız işi.
Öyle meşhur idi ki,
dünyada yoktu eşi.
Hükümdarın ümidi, bunda
idi nihayet.
O dahi, kendisine
güvenirdi begayet.
|