ŞİİRLERLE MENKIBELER

BUHARA EVLİYÂLARI

 

1.Cild

  Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhara Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

02 - MUİNÜDDİN-İ ÇEŞTİ (Rahmetullahi Aleyh)

Kalbi nurla doldu

 

Muinüddin, lakabı, Hasan, asıl adıdır.

Seyyid, yani sevgili Resul’ün evladıdır.

 

Hindistan'da yaşayan, bu mübarek veli zat,

Yüz yaşına gelince, Ecmir'de etti vefat.

 

O henüz çocuk iken, vefat etti babası.

Bir bağ düştü kendine pay edince mirası.

 

Bir gün, bir Hak aşığı, teşrif etti o bağa.

O zata hürmetinden, kalktı hemen ayağa.

 

Ellerini öperek, oturttu bir gölgeye.

En güzel üzümlerden, getirdi yesin diye.

 

Lakin o, üzümlere hiç rağbet etmeyerek,

Çıkardı iç cebinden, bir lokma kuru ekmek.

 

Koydu onun ağzına, eliyle o lokmadan.

Muinüddin’in kalbi, nur ile doldu o an. 

 

Çıktı dünya sevgisi, tamamiyle kalbinden.

Yerine, muhabbeti ilahi girdi hemen.

 

Dağıttı fakirlere, sonra cümle malını.

Ezberledi Kur'an-ı kerimin tamamını.

 

Bir Allah adamını, aradı o arada.

Osman-ı Haruni’ye, tâbi oldu sonra da.

 

Yirmi yıl, bu hocaya hizmet edip, nihayet,

Tasavvufta yetişip, aldı mutlak icazet.

 

Bir kerpiç duruyordu, o anda önlerinde.

Emriyle alır almaz, altın oldu elinde.

 

Buyurdu ki: (Tamamdır, işin ya Muinüddin!

Artık hizmet bekliyor, şu anda senden bu din.)

 

Artık o, şefkat ile baksaydı bir insana,

Kavuşurdu o kişi, manevi çok ihsana.

 

Yedi günde bir lokma, hem de kuru olarak,

Katıksız ekmek yerdi, bir suya batırarak.

 

Hırkası eskiseydi, bizzat kendi yamardı.

Sonra, yama üstüne, tekrar yama yapardı.

 

Seyahatte bir ara, uğradı Beytullah'a.

Kâbe’yi tavaf edip, dua etti Allah'a.

 

Oradan, Medine'ye gelen bu mübarek zat,

Resul-i müctebayı, gözüyle gördü bizzat.

 

Şöyle ki, girer girmez o mescid-i Nebi'ye,

Bir ses çıktı Ravda'dan: (Muinüddin gel!) diye.

 

Bu ses, bizzat Resul’ün kabrinden geliyordu.

(Bana, Muinüddin'i çağırınız!) diyordu.

 

Türbedar, cemaatin arasına girerek,

Çağırdı: (Muinüddin! Muinüddin!) diyerek.

 

O böyle çağırınca mescitte olanlara,

(Buyur! buyur!) dediler, çok kişi türbedara.

 

Bu hale çok şaşırıp, geri geldi türbeye.

Sordu Resulullah'a: (Hangisi gelsin?) diye.

 

Türbedar, edep ile bekliyorken Ravda'da,

(Çeşti olanı gelsin!) denildi o arada.

 

Cemaate hitaben, bağırdı ki bu sefer:

(Muinüddin Çeşti'yi çağırıyor, o Server!)

 

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan