|
19 - AZİZ MAHMUD HÜDAYİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Gizli konulan kese
Bir gün zengin birisi,
Hazret-i Hüdayi’ye,
Geldi, büyüklüğünü görüp
öğrensin diye.
Mübarek sohbetini
dinleyince bir saat,
Düşündü ki: Gerçekten,
bu, Allah dostu bir zat.
Altın dolu bir kese
getirmişti gelirken.
Onu, koydu bir yere hiç
belli ettirmeden.
Biraz daha oturup,
sonra, ayrılmak için,
Hazret-i Hüdayi’den
istediğinde izin,
Buyurdu ki: (Evladım
bıraktığın paralar,
Hem dünya, hem ahiret
saadetine yarar.
Kabul etmek sünnettir
verilen hediyeyi.
Biz de kabul eyledik
bıraktığın keseyi.)
O bunları duyunca,
duygulandı çok fazla.
Hazret-i Hüdayi’ye tâbi
oldu ihlasla.
Bir gün de, Sultan
Ahmet, bazı
sevdikleriyle,
Gitti bir koruluğa
gezinmek gayesiyle.
Bir yerde oturarak
istirahat ederken,
Hizmetçiler, bir koyun
kestiler ona hemen.
Kızartıp, Padişaha
eylediler onu arz.
O, elini uzatıp, kopardı
etten biraz.
Tam yiyecek idi ki
elindeki lokmayı,
Birden beliriverdi Aziz
Mahmud Hüdayi.
Ve ona buyurdu ki:
(Padişahım, dikkat et!
Sakın onu yeme ki,
zehirli zira o et.)
Bu ikaz üzerine, yemedi
onu Sultan.
Hüdayi de, bir anda gaib
oldu ortadan.
O etten biraz kesip, bir
köpeğe verdiler.
Hayvanın, onu yiyip
öldüğünü gördüler.
Zamanın padişahı, bir
gün vezirlerinden,
Birini azl ederek, mührü
aldı elinden.
Yerine, başkasını vezir
tayin ederek,
Mührü ona gönderdi, bir
kimseye vererek.
Üsküdar yakasında
otururdu o ise.
Bu yüzden, bir kayığa
gidip bindi o kimse.
Velakin götürdüğü o
mühürü, elinden,
Denize düşürünce, geriye
döndü hemen.
Padişah, o kimseyi,
mühürü bulsun diye,
Gönderdi Üsküdar’da
Hazret-i Hüdayi’ye.
O gelip arz edince
Sultan’ın dileğini,
Seccadenin altına soktu
hemen elini.
O Mühürü çıkarıp, koydu
onun avcuna.
Suları damlıyordu, çok
şaşırdı o buna.
İşte bu mübarek zat,
vefat etmeden önce,
Bütün sevdikleriyle
helallaştı güzelce.
Vasiyetini yazıp,
söyledi şehadeti.
Sonra, (Allah!) diyerek,
ruhunu teslim etti.
Türbesi, Üsküdar’da,
kendi dergahındadır.
Ziyaret eyleyenler, çok
faydalanmaktadır. |