|
18 - ABDÜLEHAD NURİ
(Kuddise Sirruh)
Saymazsan bitmez
Mahmud Efendi diye vardı
bir talebesi.
Pek çoktu bu veliye
bağlılığı, sevgisi.
Geldi Mahmud Efendi,
hanım ve çocuğuyla,
Bir ev kiralayarak,
yerleşti İstanbul'a.
Abdülehad Efendi, bu
Mahmud Efendi'ye,
O zamanlar üç akçe
vererek harçlık diye,
Buyurdu ki: (Saymazsan,
daha ziyadeleşir.
Hatta ölene kadar, bu,
size kâfi gelir.)
Mahmud Efendi der ki:
(Aldım o üç akçeyi.
Onları kullanırdım almak
için herşeyi.
Üstadımın emriyle,
onları hiç saymadım.
Yedi sene, onlarla
geçimimi sağladım.
Lakin sayma arzusu
olurdu bende fazla.
Yine de sabrederek,
saymazdım onu asla.
Fakat bir gün, bu arzu
bana galip gelerek,
Saydım o akçeleri,
nefsime yenilerek.
Beşyüz akçe idi ki,
azaldı gün geçtikçe.
Ve birkaç gün geçmeden,
kalmadı tek bir akçe.)
Bir de Ali Efendi vardı
ki talebeden,
Bu zat, Kastamonu'da
otururdu evvelden.
Kendisi anlatır ki:
(Zuhur etti bir işim.
Bunun için bir sene,
istanbul'a gitmiştim.
Abdülehad Efendi, o
zamanlar Bayezid,
Cami-i şerifinde ders
verirmiş çok vakit.
Öğrenince vâzını Bayezid
camiinde,
Gittim ki, görüşeyim
büyük merak içinde.
Vâzını dinleyince,
duygulandım begayet.
Kalbimde, ona karşı
duydum büyük muhabbet.
Elini öpüyordu cemaat bu
kişinin.
Ben de girdim sıraya,
elini öpmek için.
Dikkatimi bir husus
çekmişti ki o günü,
Kapalı tutuyordu,
açmıyordu gözünü.
El öpüp, bir rüyamı
söylemeden ben daha,
Dedi: (Ali Efendi,
bekliyorum dergaha.)
İsmimle hitab etti, daha
çok ettim hayret.
Üç gün sonra, dergaha
gidip ettim ziyaret.
Elini öpmek için
vardığımda yanına,
Gözü kapalı idi, bakmadı
yine bana.
Velakin buyurdu ki: (Ne
için geç kaldınız?
Şöyle değil mi idi o
geceki rüyanız?
Tabiri şöyledir ki:
Geçince yirmi sene,
Temelli gelirsiniz
İstanbul beldesine.
O zaman Üsküdar’da
ikamet eyleyiniz.
Zira o topraklarda olur
sizin yeriniz.)
Aradan yirmi sene
geçince hakikaten,
Taşındık İstanbul'a, hiç
niyette yok iken.
İstanbul yakasında mekan
tuttuk hakikat.
Bunu, yirmi yıl önce
demişti bize o zat. |