|
18 - ABDÜLEHAD NURİ
(Kuddise Sirruh)
İlaçlar fayda vermez
Abdülehad Nuri ki, büyük
bir evliyadır.
Hal ehli kimse olup,
kerametleri vardır.
Peygamber-i zişan'ın
manevi emri ile,
İstanbul'dan, bir ara
yollandı Midilli’ye.
Orada, yetmiş kişi vardı
ki gayr-i müslim,
Onun vasıtasıyla oldular
halis mümin.
Bu veli, İstanbul'un
Sultanahmet, Bayezit,
Gibi camilerinde
vâzederdi çok vakit.
Vefatı yaklaşınca, son
verip bu derslere,
Kendisini, tamamen verdi
ibadetlere.
O sene Muharremde,
rahatsız oldu biraz.
Hekimler ilaç yapıp,
eylediler ona arz.
Lakin kabul etmeyip,
almadı hiç bir ilaç.
Buyurdu ki: (Bunlara,
şimdi yoktur ihtiyaç.)
Hekimler, hayret edip
verdiği bu cevaba,
Dediler ki: (Efendim,
hikmet nedir acaba?)
Buyurdu: (Hiç bir ilaç
faide vermez artık.
Zira biz, ahirete
gitmeye davet aldık.)
Hastalığı, gün be gün
ziyade oldu daha.
Ve yedi gün sonunda,
vasıl oldu Allah’a.
Bu mübarek velinin
gaslini yapan kimse,
Diyor ki: (Oldu o gün
acayip bir hadise.
Ne tarafa çevirmek
isteseydim onu ben,
Dönerdi o tarafa, hemen
kendiliğinden.)
Talebesi içinde, Hacı
Sadık Efendi,
Bir sene, Beytullah'a
gitmeye niyetlendi.
Hocasından müsade alan
bu Hacı Sadık,
Bir kervana katılıp,
yollara düştü artık.
Lakin yolda giderken,
her tehlike anında,
Abdülehad Nuri’yi
görüyordu yanında.
Bu şekilde Kâbe’ye vasıl
oldu nihayet.
Onu, o yerde dahi
görünce etti hayret.
Haccını eda edip, geriye
geldiğinde,
Baktı, Hacca gitmemiş,
oturuyor evinde.
Bir gün de, bu veli zat,
bazı sevdikleriyle,
Boğaza gitmiş idi,
gezinmek gayesiyle.
Sonra, sohbet eyledi bir
yerde oturarak.
Dinleyenler, neşe ve
sürura oldular gark.
Birisi arz etti ki:
(Bazı eski veliler,
Altın'a çevirirmiş
toprağı, isteseler.)
Abdülehad Efendi, dönüp
o sevdiğine,
Bir avuç toprak alıp,
koydu onun eline.
Hayret içerisinde gördü
ki o sevdiği,
Anında vaki oldu az önce
söylediği.
Yani altın olmuştu
elindeki o toprak.
Hepsi de gördü bunu
aşikâre olarak.
O böyle dediğine utandı
fevkalade.
Bu veliye sevgisi, arttı
daha ziyade. |