|
09 - MERKEZ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Adı Musa idi
Osmanlılar devrinde
yetişen bir velidir.
Adı Musa ise de, bu
ismiyle bilinir.
Küçük yaşta başladı ilim
tahsil etmeye.
Aşırı istekliydi dinini
öğrenmeye.
Aklı, fikri, zekası,
ilme karşı hevesi,
Öyle fazla idi ki,
şaşırtırdı herkesi.
Bir çok medreselerde
tahsil gördü bir nice
Bitirdi, yaşı henüz
otuzuna gelince.
Kocamustafapaşa semtinde
ilim yayan,
Meşhur Sümbül Sinan’ın
namını duydu bir an.
Lakin onun hakkında,
bazı dedikodular.
Duyduğundan, ona pek
eylemedi itibar.
O gece, rüyasında gördü
ki kendi bizzat:
Gelip, kapılarını çaldı
o mübarek zat.
Fakat istemiyordu içeri
girmesini.
Yığdı kapı ardına
eşyasının hepsini.
Kendi de, eşyaların
oturdu üzerine.
Lakin Sümbül Efendi
kapıyı açtı yine.
Eşyalarla birlikte,
yerde buldu kendini.
Uyanıp, zor bekledi
sabahın gelmesini.
Vardı Sümbül Sinan’ın
camideki vazına.
Oturdu o görmeden
kürsünün arkasına.
O geldiği sırada,
hazret-i Sümbül Sinan,
Tefsir ediyor idi, bir
sureyi Kur'andan.
Surenin tefsirini
bitirince, bir ara,
Şöyle hitab eyledi
camide olanlara:
(Zannederim bu bahsi,
anladınız mükemmel.
Merkez Efendi bile
anladı bunu güzel.)
Daha yüksek manalar
vererek tefsirine,
Önce kaldığı yerden,
devam etti dersine.
Lakin anlamamıştı cemaat
bu bahsi pek.
Sümbül Sinan, dersine
yine ara vererek,
Buyurdu: (Anlayan yok bu
bahsi, bir ben hariç.
Merkez Efendi dahi
anlamadı bunu hiç.)
Gördü Merkez Efendi bu
hallerini onun.
Çok sevdi kendisini,
oldu aşık ve meftun.
Düşündü ki: O rüya doğru
çıktı Vallahi.
Girdi gönül evime, ben
istemesem dahi.
Vâzdan sonra, cemaat
ayrılınca yanından,
Gidip özür diledi derhal
Sümbül Sinan’dan.
O günden itibaren,
talebesi olmuştu.
Onun teveccühüyle çok
şeye kavuşmuştu.
Ve kısa bir zamanda,
aldı mutlak icazet.
Sonra, kerimesine talip
oldu nihayet.
Buyurdu ki: (Evladım,
getir ki bir yük altın.
Hemencecik, kolayca
hasıl olsun muradın.)
(Peki efendim) deyip,
alarak üç beş çuval,
İçlerini, toprakla
doldurdu o gün derhal.
Ağızlarını dahi dikerek
gayet düzgün,
Hocasının evine
taşıttırdı aynı gün.
Vakta ki çuvalları
açınca, birden bire,
Çil çil altın döküldü
çuvallardan yerlere.
Hocası Sümbül Sinan,
buyurdu ki: (Evladım!
Asla altın değildi
bundan benim muradım.
İstedim, hanım dahi
bilsin de böyle seni.
O dahi seve seve versin
kerimesini.) |