|
43 - HABBAB
(Radıyallahü Anh)
Habbab’ın
aşkı
Bir yahudi âlimi ve bir de
oğlu vardı.
Güzel yüzlü çocuğun (Habbab)dı
hem de adı.
Bu, bir gün, babasının
odasına girince,
Gizli bir sandık görüp
meraklandı iyice.
Üstelik kilitliydi, açınca
onu hemen,
Odaya nur fışkırdı o
sandığın içinden.
Çok büyük hayret verdi bu
hadise Habbab’a.
Düşündü: Bu gördüğüm, bir
rüya mı acaba?
Daha sonra, sandıkta
sayfalar gördü birden.
O nur, fışkırıyordu
üstteki sahifeden.
Onda yazılıydı ki: (Resulullah
Muhammed,
Allah’ın Habibi ve
Peygamberidir elbet.
Onun kitabı Kur'an,
islamdır dini ise.
Ne mutlu onu görüp, iman
eden kimseye.)
Habbab bunu okuyup, Resule
oldu aşık.
Onun için yanmaya başladı
kalbi artık.
O, kendi kendisine şöyle
diyordu ki hep:
(Ey Allah’ın Habibi,
nerdesin şimdi acep?
Ah, seni bir kerecik
görebilsem diyorum.
Ama sen, yerde misin,
gökte mi, bilmiyorum.)
Ağlamaya başladı sonra da
birdenbire.
Ve kendinden geçerek,
bayılıp düştü yere.
Bir nice zaman sonra,
kendine geldi lakin.
Babası onu görüp, sordu
ki: (Ne bu halin?)
Dedi ki: (Babacığım, ben,
son Peygamber olan,
Hazret-i Muhammed'e oldum
aşık ve hayran.)
Vurulmuşa dönmüştü babası
birdenbire.
Onu dövüp, hapsetti
karanlık, dar bir yere.
Habbab ise, orada hep dua
ediyordu.
(Ya Rabbi, Habibini bana
göster!) diyordu.
O esnada gaibden duydu
şöyle bir nida:
(Ey Habbab, Resulullah
şimdi bu yakınlarda.
Eğer Onu görmeyi çok arzu
ediyorsan,
Şu yöne doğru yürü, başka
yere sapmadan.)
Habbab bunu duyunca,
kapıldı bir sevince.
Çıkıp, o yöne doğru yol
katetti bir nice.
İlahi iradeyle, o yöne
gidiyordu.
Sanki Resulullaha doğru
çekiliyordu.
Nihayet Medine’ye geldi o,
aynı günde.
Yorulmuştu, oturdu bir
kapının önünde.
Anladı ev sahibi Habbab’ın
bu halini.
Dedi: (Ben biliyorum
Allah’ın Habibini.)
Götürdü onu hemen Resul'ün
huzuruna.
Kavuştu böylelikle bir
aşık, maşukuna.
Nasıl şükredecekti, onu
bilemiyordu.
Gözlerinden sel gibi
gözyaşı iniyordu.
Nihayet çok sevdiği
Resulün huzurunda,
İmanla şereflenip Eshaptan
oldu o da.
|