|
29 - SELMAN-I FARİSİ
(Radıyallahü Anh)
İmanla
şereflendim
Ertesi gün, Resul'ün
yanına gittim yine.
O ise gidiyordu, bir
mevtanın defnine.
Mühr-ü nübüvvet’ini
görmekti arzum o gün.
Bu niyetle, yanına
yaklaştım o Resul'ün.
Muradımı anlayıp, kaldırdı
gömleğini.
Görmekle şereflendim mühr-ü
nübüvvetini.
Kendimi tutamayıp, o mührü
öptüm hemen.
Ağlayıp, ırmak gibi yaş
aktı gözlerimden.
Bu son alameti de görünce
en nihayet,
İman edip, bana da nasib
oldu hidayet.
Başımdan geçenleri,
anlattım Peygambere.
Dinleyip, çok taaccüp
eyledi o hallere.
Ve emir buyurdu ki bana
hemen o Server:
(Ya Selman, Eshaba da
bunları anlatıver.)
Lakin Arap dilini
bilmiyordum o zaman.
Anlaşabilmek için, istedim
bir tercüman.
Dil bilen bir yahudi
gelmiş idi o yere.
Selman'ın sözlerini
söylerdi Peygambere.
Lakin Resulullahı metheden
sözlerini,
Kast ile değiştirip,
söylerdi hep tersini.
Derhal Cibril-i emin
inerek yeryüzüne,
Bildirdi bu durumu,
Allah’ın Resulü'ne.
Bunu, kendisine de
söyledikleri zaman,
Şehadeti getirip, o da
oldu müslüman.
Ve Selman-ı Farisi
girdiyse de bu dine,
Köleliğe, bir müddet devam
etti o yine.
Allah’ın Sevgilisi buyurdu
ki bir zaman:
(Kendini kölelikten azad
eyle ya Selman!)
Gidip, efendisine söyledi
bunu, fakat,
O buna, bir şart ile
eyledi muvafakat.
Dedi: (Hemen dikersen
üçyüz hurma fidanı,
Ve ne zaman gelirse meyve
verme zamanı,
Ayrıca, kırk ukiyye bana
altın verirsen,
Ancak azad edersin kendini
kölelikten.)
Ayrılıp geldi hemen
Resul'ün huzuruna.
Yahudinin şartını arz etti
aynen Ona.
Eshaba emretti ki
Peygamber Efendimiz:
(Kardeşiniz Selman'a siz
de yardım ediniz.)
Üçyüz hurma fidanı
buldular hemen ona.
Çağırdı Resulullah onu
huzurlarına.
Buyurdu ki: (Ya Selman,
hazırla çukurları.
Bizzat ben, elim ile
dikeceğim onları.)
O dahi, çukurları kazıp
hazır edince,
Resul-i müctebaya haber
verdi hemence.
Mübarek elleriyle, Resul,
o fidanları,
Gelip, çukurlarına
diktiler ayrı ayrı.
Resul'ün bereketi ve
duaları ile,
O yıl meyve verdiler
fidanlar tamamiyle.
|