|
27 - HAMZA BİN
ABDÜLMUTTALİP (Radıyallahü Anh)
Şehidlerin
serdarı
Meşhur Uhud harbinde,
Hazret-i Hamza o gün,
Bir arslan kesilmişti
kâfirlere büsbütün.
Bir ara, müşriklerden Siba
bin Ümmü Emmar,
Hazret-i Hamza ile birden
karşılaştılar.
(Bana karşı koyacak bir
kimse var mı?) diye,
Kâfir, meydan okudu bu
yiğit sahabiye.
O an Hazret-i Hamza birden
hiddetlenerek,
Yürüdü üzerine kılıcını
çekerek.
(Meydan mı okuyorsun Allah
ve Resulü'ne?)
Diyerek, vurup onu düşürdü
yüz üstüne.
Ve çöktü üzerine, hiç de
göz açtırmadan.
Bir vuruşta, başını ayırdı
vücudundan.
Kalkıp devam eyledi
çarpışmaya anında.
Sonra gördü Vahşi’yi bir
kayanın ardında.
Mızrakla, kendisini
alıyordu ki nişan,
Derhal onun üstüne yürüdü
hiç durmadan.
Velakin bir çukura
rastladı birdenbire.
Kayıp, arka üzeri
düşüverdi o yere.
Fakat zırhı, karnında bir
miktar açılmıştı.
Vahşi de bu fırsatı görüp
kaçırmamıştı.
Fırlattı mızrağını hiç
vakit geçirmeden.
Mızrak, karnından girip,
arkadan çıktı birden.
O mübarek sahabi, (Allah!)
deyip, o ara,
Derhal şehid olarak
çöküverdi oraya.
Böylelikle şehadet
şerbetini içmişti.
Resulullah uğrunda feda-yı
can etmişti.
En seçkin sahabiler, şehid
edilmişlerdi.
Ve Uhud toprağında yere
serilmişlerdi.
Ağladı Resulullah derin
üzüntüsünden.
Yaş aktı uzun müddet, hem
de iki gözünden.
Buyurdu: (Ben bunların,
Allah yolunda elbet,
Öldüklerine, yarın,
edeceğim şehadet.
Yemin ediyorum ki,
mahşere, bu şehidler,
Yaralarından kanlar
akaraktan gelirler.
Kanları, kan renginde olsa
da ahirette,
Kokusu, miskten güzel
olacaktır elbette.)
Sonra sual etti ki: (Hamza
nerelerdedir?
Onu göremiyorum, acaba
hali nedir?)
Sonra onu buldurup, yanına
yaklaştılar.
Müthiş bir manzarayla
birden karşılaştılar.
Mübarek gözlerinden yaşlar
aktığı halde,
Hitab etti Hamza'ya,
üzgündü fevkalade.
Buyurdu ki: (Ey Hamza,
hiçbir zaman, hiçbir fert,
Görmedi ve görmez hiç,
böyle feci musibet.
Ey Allah ve Resul'ün
arslanı olan Hamza!
Sana rahmet eylesin Hak
teâlâ her lahza.)
|