|
22 - DIHYE-İ KELBİ
(Radıyallahü Anh)
Herakliyus’a
mektup
Peygamber Efendimiz,
Hudeybiye'den sonra,
Mektuplar yazdırmıştı bazı
hükümdarlara.
Ve Rum imparatoru
Herakliyüs’e dahi,
Gönderdi Eshabından hem
Dıhye-i Kelbi’yi.
O ara Herakliyüs Kudüs’te
bulunurdu.
Dıhye dahi arayıp,
Kudüs'te onu buldu.
Yakın adamlarıyle bir
temas kurdu önce.
Onlar onu dinleyip,
dediler ki hemence:
(Görüşmek istiyorsan
imparatorla eğer,
Huzuruna girince, eğilmen
icab eder.
Yanına daha fazla
yaklaştığında ise,
Derhal yere kapanıp,
varacaksın secdeye.
Ve yine imparator vermeden
sana izin,
Tevessül etme zinhar
secdeden kalkmak için.)
Dıhye-i Kelebi için ağır
geldi bu laflar.
Dedi ki: (İmparator ne
için böyle yapar?
Halbuki böyle değil bizim
Peygamberimiz.
Allah’tan başkasına, hiç
secde etmeyiz biz.)
Adamlar dediler ki: (Secde
etmezsen eğer,
O zaman huzurundan kovar
seni o Kayser.)
Dıhye hayret ederek, dedi
ki en nihayet:
(Bizim Peygamberimiz
mütevazıdır gayet.
Önünde, başkasının değil
ki secdesine,
Razı olmaz katiyen hafif
eğilmesine.)
Adamlar hayret ile
dinleyince Dıhye'yi,
Dediler ki: (Madem sen
yapmıyorsun secdeyi,
O zaman, o mektubu
Kayser’e vermek için,
Daha başka bir yol var,
hiç secde etmeksizin.
Sarayının önünde, onun bir
yeri vardır.
Mektubu oraya koy,
çıkarken görüp alır.)
O da koydu o yere,
Resul'ün mektubunu.
İmparator çıkarken, gördü
ve aldı onu.
Tercüman, o mektubu okudu
hükümdara.
Yazılmış: (Selam olsun
imanı olanlara.
Ey Rumların büyüğü, islamı
kabul et ki,
Elde etmiş olasın ebedi
saadeti.
Eğer kabul etmezsen,
ölünce bil ki yarın,
Sana olur vebali bu
hıristiyan halkın.)
Tercüman, o mektubu ona
okuduğu an,
Terler dökülüyordu
hükümdarın alnından.
Üskufuna sordu ki: (Bu,
nasıl bir haberdir?)
Dedi: (O, geleceği bilinen
Peygamberdir.)
Sordu ki: (Ne yapmamı
ediyorsun tavsiye?)
Dedi: (Ona tâbi ol, sana
ne yazdı ise.)
Herakliüs dedi ki: (Tâbi
olursam eğer,
Benim hükümdarlığım ve
tahtım elden gider.
Evet, biliyorum ki,
Peygamberdir O mutlak,
Lakin iman edersem,
öldürür beni bu halk.)
|