|
18 - ABDULLAH BİN MES'UD
(Radıyallahü Anh)
Bu ümmetin Firavun’u
Muaz, Afra hatunun iki
oğlundan biri.
Gayesi, öldürmekti
Bedir’de Ebu Cehl’i.
Bir ok gibi fırlayıp,
yaklaştı o kâfire.
Kılıcını çekerek,
saldırdı birdenbire.
O sırada Muaz’ın
biraderi Muavvez,
Kardeşine, yardıma
yetişti görür görmez.
Birer şahin misali,
engelleri aştılar.
Bir anda, Ebu Cehl’in
yanına yaklaştılar.
Üzerine çullanıp, kılıç
ile habire,
Cansız düşene kadar,
vurdular o kâfire.
O ara Resulullah buyurdu
ki Eshaba:
(Ebu Cehil ne oldu,
bilen var mı acaba?)
Gidip aradıysa da
Eshaptan bir çok zevat,
Müşriki, cenk yerinde
bulamadılar fakat.
Abdullah bin Mes’ud da,
onun ne olduğunu,
Öğrenmeye gitti ve
yaralı buldu onu.
(Ebu Cehil sen misin?)
diyerek sordu ona.
Sonra, bir ayağını bastı
habis boynuna.
Sakalından çekerek,
eyledi şöyle tahkir:
(Ey Allah’ın düşmanı,
oldun mu hor ve hakir?)
Ebu Cehil, cevaben dedi
ki: (Sen ne dersin?
Niçin hakir olayım,
Allah seni hor etsin.
Sen ey koyun çobanı, pek
sarptır çıktığın yer.
Sen bana haber ver ki,
kimdedir bugün zafer?)
İbni Mes’ud dedi ki:
(Bugün muzafferiyet,
Allah ve Resulü'nün
tarafındadır elbet.)
Başından çıkarırken
habisin miğferini,
Dedi: (Ey Ebu Cehil,
öldüreceğim seni!)
Ebu Cehil, cevaben dedi
ki: (Şu bir gerçek.
Senin beni öldürmen,
bana çok güç gelecek.
Hiç olmazsa boynumu, şu
göğsüme yakın kes.
Ki, ölünce, başımı
heybetli görsün herkes.)
Gösterdi ölürken de
kibir ve gururunu.
İbni Mes’ud tutarak o
habisin boynunu,
Kesmek istediyse de
başını o kâfirin,
Kendi kılıcı ile
kesemedi ve lakin.
Sonra Ebu Cehil’in
kılıcını alarak,
Onun kılıcı ile, başını
kesti ancak.
Sonra getirdi onu, o
Server’in önüne.
Ve şöyle arz eyledi
Allah’ın Resulü'ne:
(Anam babam fedadır sana
ya Resulallah!
Bu baş, Allah düşmanı
Ebu Cehl'indir Vallah.)
Peygamber Efendimiz,
buna çok sevindiler.
Eshapla, ölüsünün
yakınına gittiler.
Buyurdu ki: (Allah’a
hamdolsun ki ey kâfir!
O, seni kıldı bugün
böyle zelil ve hakir.
Ey Allah’ın düşmanı, şu
gerçek ki esasen,
Elbette bu ümmetin
Firavun’u idin sen.) |