|
10
- HAZRET-İ HASAN
(Radıyallahü Anh)
Eshabıma dil uzatmakta
Allahü teâlâdan
korkunuz. Onları seven,
beni sevdiği için sever.
Onları sevmeyen, beni
sevmediği için sevmez.
(Hadis-i şerif)
Cömertlik
İnsanların içinde,
cömertlik bakımından,
Fahr-i âlem gibisi
gelmedi hiç bir zaman.
Bir şey istendiğinde,
katiyen (Yok) demezdi.
O şey var ise verir,
yoksa cevap vermezdi.
Hazret-i Hasan ile, hem
Hüseyin bir kere,
Abdullah bin Cafer’le
çıktılar bir sefere.
Biraz sonra üçü de,
yorulup acıktı pek.
Bir şeyler istediler bir
kadından yiyecek.
Bir tek koyunu vardı,
derhal sağdı sütünü.
Sonra onu keserek,
doyurdu her üçünü.
Lakin bu kadıncağız,
fakirleşti sonradan.
Geldi maişet için,
Medine'ye bir zaman.
Gördü hazret-i Hasan,
tanıdı o kadını.
Hatırladı hem onun o
fedakârlığını.
Bin koyunla, bin altın
vererek kendisine,
Gönderdi sonra onu,
hazret-i Hüseyin'e.
Hazret-i Hüseyin de,
sordu ona o zaman:
(Ey hanım, neler verdi
sana kardeşim Hasan?)
(Bin koyunla, bin altın
hibe etti) deyince,
Emreyledi o dahi
hizmetçiye hemence.
Bin koyun ve bin altın
kadına verip hemen,
Abdullah bin Cafer'e
gönderdi bekletmeden.
Sordu o sahabi de
onların ihsanını.
Öğrenip, verdi o da
kadına aynısını.
Bir gün hazret-i Hasan,
evinde ağlıyordu.
Sebebi sorulunca, şöyle
cevap buyurdu:
(Nasıl ağlamayayım,
yazıklar olsun bize.
Yedi gündür misafir
gelmedi hanemize.)
Hazret-i Hüseyin’le,
yine hazret-i Hasan,
Henüz abdest almaya
başladıkları zaman,
Benizleri sararır,
korkudan titrerlerdi.
Onların bu halini gören
hemen sezerdi.
Bazısı sorardı ki: (Ey
Hasan, ey Hüseyin!
Siz abdeste kalkınca
korkarsınız, ne için?)
Derlerdi ki: (Az sonra,
namaza duracağız.
Düşünün ki o zaman,
kimin huzurundayız.)
Hazret-i Hüseyin de
kalkınca namaz için,
Adeta titriyordu üstünde
seccadenin.
Derdi ki: (Kul dünyada,
büyük hükümdarlardan,
Birine, bir derdini arz
edeceği zaman,
Korkarsa, benim dahi
Rabbimden istediğim,
Gizli dileklerim var,
nasıl titremeyeyim.)
Namaz vakti gelince, hem
de hazret-i Hasan,
Titrer ve şöyle derdi
Allah’tan korkusundan:
(Allahü teâlânın dağlara
arz ettiği,
Lakin dağların bile
kabul eylemediği,
Kulluk emanetini tam
yapmak üzereyim.
Bilmem ki layıkıyla
yapabilecek miyim?) |