|
04
- AİŞE-İ SIDDIKA
(Rahmetullahi Aleyha)
Bilseler yapmazlardı
Aişe-i Sıddıka
radıyallahü anha,
Bir gün otururlarken,
baktı Resulullah'a.
Sonra sual etti ki: (Ey
Allah'ın Habibi!
Hiç Uhud’da çektiğin
sıkıntı, elem gibi,
Üzüntü ve kederin oldu
mu başka günler?
Zira küffar, Uhud’da
amcanı öldürdüler.
Mübarek iki dişin
kırıldı hatta o gün.
O günden sıkıntılı olmuş
muydu bir günün?)
Resulullah, cevaben
buyurdu: (Ya Aişe!
Hakikaten Uhud’da oldu
büyük endişe.
Buna rağmen, bunlardan
daha acı olan var.
Uhud’dan şiddetliydi
Akabe’de olanlar.
Kureyş'ten bir guruba
gitmiş idim bir ara.
Peygamber olduğumu
söylemiştim onlara.
Lakin kabul etmeyip,
ezaya başladılar.
Kötü şeyler söyleyip,
üstelik taşladılar.
Ayaklarıma kadar, uzanıp
aktı kanım.
O gün kime gittimse,
hakarete uğradım.
Namaz kılıyordum ki, bir
gün de Beytullah'ta,
Mel'un Ebu Cehil de
bulunurdu orada.
Başkaları da gelip,
yanına oturdular.
Bana, hakaret yollu
laflar edip durdular.
O sırada bir kimse, bir
deve işkembesi,
Oraya bırakarak, geri
gitti kendisi.
Ebu Cehil, eliyle o şeyi
göstererek,
Orada olanlara şöyle
dedi gülerek:
(Şu kanlı işkembeyi, kim
alıp da o yerden,
Koyar başı üstüne
Muhammed secdedeyken?)
Onların arasında, Utbe
bin ebi Muayt,
Onun dediği şeyi, yaptı
bana o bedbaht.
Bir müddet kalkamadım bu
sebeple secdeden.
Onlar ise, öyle çok zevk
aldı ki bu şeyden,
Kahkahalar atarak bir
hayli gülüştüler.
Öyle ki, birbirleri
üzerine düştüler.
Birisi Fatıma’ya haber
vermiş o ara.
O gelip, o pis şeyi alıp
attı kenara.
Bütün bunlara rağmen,
dedim ki: (Ya ilahi!
Hoştur senden ötürü bu
hakaretler dahi.
Ve lakin hakikati
bilmiyor bu kimseler.
Bilseler yapmazlardı,
onlara hidayet ver.)
Sonra geldi bir melek,
dedi ki: (Emret bana,
Ben, müvekkel meleğim
Mekke'nin dağlarına.
Emret, bitiştireyim
arasını dağların.
Kahrolsun her birisi
Mekke'de olanların.)
Dedim ki: (Hayır
hayır, onları etme
helak.
Zira ben, âlemlere
geldim rahmet olarak.
Mümkündür ki, onların
neslinden çok kimseler,
Gelir ki, onlar bana
halis iman ederler.) |