|
03
- FATIMAT-ÜL ZEHRA
(Rahmetullahi Aleyha)
Cennetten gelen yemek
Uhud’da Resulullah,
düşünce bir çukura,
Kâfirler, öldüğünü
zannettiler o ara.
İblis fırsat bilerek,
bağırdı ki şöylece:
(Ey insanlar, Muhammed
öldürüldü az önce!)
Medine'ye erişti
şeytanın bu sedası.
Hazret-i Fatıma da
işitti bu avazı.
Hemen iki elini başına
götürerek,
Çok ağladı, gözünden
kanlı yaşlar dökerek.
Hiç bir şeyin kıymeti
yoktu artık gözünde.
Yetimlik eserleri zahir
oldu yüzünde.
Aişe, Ümmü Süleym ve
dahi Ümmü Eymen,
Gibi hanımlar dahi,
Uhud'a koştu hemen.
Ve hazret-i Fatıma,
Resul-i kibriyayı,
Hayatta görür görmez,
bıraktı ağlamayı.
Yaralı olduğunu farketti
ama birden.
Tekrardan ağlamaya
başladı kederinden.
Teselli etti onu, o
Server bizatihi.
Su getirdi kalkanla
hazret-i Ali dahi.
Babasının yüzünün
kanlarını, Fatıma,
Kalkandaki su ile yıkadı
hemen, ama,
Yüzünden akan kanlar,
bir türlü dinmiyordu.
Fatıma hazretleri buna
üzülüyordu.
Bir hasır parçasını alıp
yaktı sonradan.
Külünü, o yaraya
bastırınca durdu kan.
Peygamber Efendimiz,
günlerden bir gün yine,
Hazret-i Fatıma’nın
teşrif etti evine.
Gördü ki, kızının ve
çocukların yüzleri,
Solmuş ve kansızlıktan
sararmış benizleri.
Üzülüp, sebebini sorunca
Fatıma'dan,
O da Resulullah'a arz
eyledi o zaman.
Dedi ki: (Babacığım,
şudur ki buna sebep,
Biz üçümüz, üç gündür,
aç yatıp kalkarız hep.)
Resulullah, bu hale pek
çok kederlendiler.
Ve hemen onlar için, çok
dua eylediler.
Ve kızı Fatıma’ya
buyurdu ki sonra da:
(Ya Fatıma, çık da bak,
ne var öbür odada?)
Hazret-i Fatıma ve Hasan
ile Hüseyin,
Koştular o odaya,
emriyle o Server’in.
Bir tabak gördüler ki,
işlenmiş ziynet ile.
Ve içi dolu idi, taze
pişmiş et ile.
O yemeği, devamlı
yediler bir nice gün.
Yine de eksilmedi
duasıyla Resul’ün.
Ve lakin bir kadının
kötü nazarı ile ,
Daha sonra o tabak,
kayboldu birden bire.
Peygamber Efendimiz
buyurdu ki bu babta:
(Size ben söylerim ki,
yemin ederek hatta,
O kadının nazarı
değmeseydi, gerçekten,
Hayatınız boyunca
yerdiniz o yemekten.) |