|
02
- HATİCET-ÜL KÜBRA
(Rahmetullahi Aleyha)
İlk imana geldi
Server-i kainata gelince
Peygamberlik,
Hatice validemiz iman
etti Ona ilk.
Resul’ün tebliğine, hiç
tereddüt etmeden,
(Peki) deyip, imanla
şereflendi ilk hemen.
Abdest almasını da
öğrenip Ondan bizzat,
Sonra namaz kıldılar
birlikte iki rekat.
Hatice validemiz
Resul’ün her emrine,
(Peki) der ve severek
getirirdi yerine.
Kâfirler alay edip,
üzseydi Peygamberi,
Onun tesellisiyle
rahatlardı kalpleri.
Derdi: (Ya Resulallah,
üzülmesin hiç kalbin.
İtaat edecektir sonunda
sana kavmin.)
Hazret-i Hatice'den,
Kasım ile Abdullah,
Adında iki oğul Resul'e
verdi Allah.
Ve lakin ömürleri kısa
oldu dünyada.
Kasım, onyedi aylık
dünyaya etti veda.
Bir müddet geçmişti ki
Kasım'ın vefatından,
Hazret-i Abdullah da göç
etti bu dünyadan.
Her iki evladının
vefatına, o Server,
İnsanlık icabıyla çok
fazla üzüldüler.
Mübarek gözlerinden göz
yaşları dökerek,
Bir gün şöyle buyurdu
dağa nazar ederek:
(Ey dağ, benim başıma
gelenler, sana şayet,
Gelseydi, dayanamaz ve
yıkılırdın elbet.)
Hazret-i Hatice de olup
çok müteessir,
Dedi: (Ya Resulallah,
onlar şimdi nerdedir?)
Şöyle buyurdular ki ona
Nebiyyi zişan:
(İkisi de, elbette
Cennettedirler şu an.)
Her iki oğlunun da vefat
etmesi ile,
Kâfirler sevindiler buna
ziyadesiyle.
Ebu Cehil ve bazı
müşrikler de, bu ara,
Bunu fırsat bilerek
yaptılar çok yaygara.
Dediler: (Muhammed’in
oğlu kalmadığından,
Nesli kesilmiş olup,
ebter oldu O şu an.
Neslini sürdürecek yok
bir erkek evladı.
Ölünce, unutulur
kendisinin de adı.)
Müşriklerin yaptığı bu
ithama, derakap,
Habibinin namına,
Rabbimiz verdi cevap.
Nitekim Hak teâlâ,
Sevgili Habibine,
Bir sure göndererek
kuvvet verdi kalbine.
Buyurdu ki: (Biz
sana, Kevser verdik
mukaddes.
O halde Rabbin için,
namaz kıl ve kurban kes.
Sana ebter diyenin,
kendisi zürriyetsiz,
Namsız ve haysiyetsiz
bir kişidir şüphesiz.
Senin ise pak neslin,
hem şan ile şerefin,
Hep devam edecektir, ta
kıyamete değin.
Sana, ahirette de, hiç
akla gelmeyecek,
Nice büyük şeref ve
nimetler verilecek.) |