|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
Ey toprak, sakin ol!
Bir gün Hazret-i Ömer,
bulunurken minberde,
Bir zelzele olmuştu,
aniden Medine’de.
Derhal tövbe ederek,
iniverdi minberden.
Kamçısını, şiddetle
toprağa vurdu hemen.
Buyurdu ki: (Ey zemin,
sallanıyorsun, fakat,
Biz istiğfar eyledik,
sen de ol sakin, rahat.
Yoksa, sana bir kamçı
vururum ki şu anda,
Ta kıyamete kadar,
söylenir bu dünyada.)
Vakta ki Ömer Faruk,
yere böyle buyurdu.
Zelzele de, o anda sakin
oldu ve durdu.
Hatta Hazret-i Ömer,
hayatta oldukça hem,
Medine’de, bir daha
olmadı öyle deprem.
Sonra halkı toplayıp,
buyurdu: (Ey cemaat!
Ben, Resul-i ekremden
işitmiştim ki bizzat,
Depreme sebep olan, iki
mühim şey vardır.
Bunlardan biri (zulüm),
ikincisi (zina)dır.
Aşikâre olursa eğer
zulüm ve zina,
Yer, takat getiremez
yapılan bu isyana.
Allahü teâlâya, yalvarır
bu sebeple.
Ağlar, inler, sallanır,
böyle olur zelzele.
Şimdi ben tövbe ettim,
siz de edin istiğfar.)
Cemaat tövbe edip,
gözyaşı akıttılar.
(Hava) da muti idi,
emrine bu büyüğün.
Şöyle ki, Medine’de,
halife iken birgün,
Nihavend diyarına
göndermişti bir ordu.
Bir dağın eteğinde,
erler dinleniyordu.
İstirahat ederken, dağın
bir tarafında,
Kâfirler pusu kurdu,
dağın öbür yanında.
Hazret-i Sariye’ydi, o
orduda kumandan.
Ve lakin onun dahi,
haberi yoktu bundan.
O sırada Halife, üç
günlük mesafede,
Hutbe okuyor idi, Cuma
vakti minberde.
O anda, kalp gözüyle
görüp bu hadiseyi,
Bağırıp ikaz etti,
Hazret-i Sariye’yi.
Seslendi: (Ya Sariye,
dikkat et, dağa! dağa!)
Anında ulaştırdı, bu
sesi ona hava.
Rüzgar, emrinde idi
Süleyman Peygamberin.
Boyun eğdi emrine, hem
Hazret-i Ömer’in.
Yemen yolu üstünde,
ayrıca o devirde,
(Çah-ı Aden) denilen,
bir kuyu vardı bir de.
Bu kuyunun içinde,
devamlı ateş vardı.
Ve onun üzerinden, kim
geçseydi, yanardı.
Ömer ibni Hattab’a,
verdiler bunu haber.
O kuyunun başına, gelip
durdu bu sefer.
Dedi: (Benim kamçımdan
ne için korkmuyorsun?
Ümmet-i Muhammed’i, hep
yakıp duruyorsun.)
Ateş, tam o sırada, gaib
oldu ortadan.
Kıyamete kadar da,
çıkmaz artık oradan. |