|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
İstisnası
yok bunun
Ömer ibnil Hattab’ın,
adlini ölçmek için,
Toplandı yahudiler, bir
yere hepsi bir gün.
Bir tanesi dedi ki:
(Bana verin bu işi.
Bakalım, bu kadar çok
adil midir bu kişi?)
Bir plan hazırlayıp,
girdi doktor şekline,
Geldi Ömer Faruk’un
mübarek hanesine.
Zayıf bir oğlu vardı
evinde Halifenin.
Dedi ki: (Ben hekimim,
neyin var böyle senin?)
Çocuk, pırlanta gibi,
temiz ve saftı gayet.
Dedi ki: (Bedenimde, var
birazcık zafiyet.)
Yahudi, şeytan gibi,
dedi ki: (Peki, hay hay!
Üzülme, bu illetin
tedavisi çok kolay.
Bizim evde, bu derde var
ki öyle bir ilaç,
Onu iç, başka şeye
kalmaz artık ihtiyaç.)
Götürdü böylelikle, onu
kendi evine.
Şarabı, ilaç diye,
tutuşturdu eline.
Saf, temiz kalpli çocuk,
aldanıp yahudiye,
İçti o gün şarabı,
şifalı şerbet diye.
Tabii biraz sonra,
kaybetti kendisini.
Yahudi bunu görüp,
sürdürdü hiylesini.
Gönderip genç kızını,
hemen onun yanına,
Şarabın tesiriyle, günah
işletti ona.
Az sonra, kendisine
gelince çocuk birden,
Tövbe etti ise de,
geçmiş idi iş işten.
O alçak yahudiyse,
Halifeye gelerek,
İstedi cezasını, bunu
ihbar ederek.
Halife, çok üzüldü olan
bu hadiseye.
Sual etti oğlundan:
(Doğru mudur bu?) diye.
Hakikat olduğunu
anlayınca o hemen,
Derhal verdi hükmünü,
hiç tereddüt etmeden.
Buyurdu: (Yüz sopadır,
cezası işbu suçun.
Derhal infaz edilsin,
istisnası yok bunun.)
Sahabe, dediler ki o
zaman Halifeye:
(Mazur görün çocuğu,
kurban gitti hiyleye.
Zayıftır, dayanamaz, ne
olur acıyınız.
Suçunu, bu seferlik bize
bağışlayınız.)
Lakin o, affetmeye
etmedi hiç temayül.
Buyurdu: (Din işinde,
olur mu hatır gönül?)
Sonra da celallendi,
onlar ısrar edince,
Dedi: (Bu teklifiniz,
sığar mı adalete?
Cezasını çeksin ki, bu
günahın peşinden,
Kurtulsun ahirette,
Cehennem ateşinden.)
Başladılar vurmaya ikna
edemeyince.
Bayıldı acısından, sopa
kırk’a erince.
Devam ettilerse de,
bitab düştü be gayet.
Sekseninci sopada, vefat
etti nihayet.
Çok üzüldü, ağladı
oğlunun öldüğüne.
Fakat dinin emriydi,
pişman olmadı yine. |