|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Dudakları kımıldıyordu
Peygamber Efendimiz,
vakta ki etti vefat.
Sahabe, buna önce,
inanmadılar fakat.
Hatta Resulullahın,
ayrılık acısından,
Çoğu sahabilerin, aklı
gitti başından.
Lakin böyle hallerde,
Hazret-i Ebu Bekir,
Telaşa kapılmayıp,
bulurdu çare, tedbir.
Bir konuşma yaptı ki,,
Eshaba çıkıp o gün,
O zaman inandılar
vefatına Resul'ün.
Lakin hüzün ve keder,
Eshabın yüreğine,
Zehirli hançer gibi,
saplanmış idi yine.
Herkesin gözü ağlar,
gözyaşları çağlardı.
Ve ayrılık ateşi,
ciğerleri dağlardı.
O gün, hemen toplanıp,
cümle Eshab-ı kiram,
Onu halife seçip, emrine
girdiler tam.
Velhasıl hicri onbir
senesinin içinde,
Ve Rebiül evvel'in, hem
de onikisinde,
Bir pazartesi günü,
öğleden önceydi hem.
Vefat edip, Rabbine
kavuştu Fahr-i âlem.
Ali bin ebi Talip,
Resul'ü gasl eyledi.
Fadl ibni Abbas ise, ona
yardım ederdi.
Yıkama esnasında,
mübarek vücudundan,
Güzel bir misk kokusu,
yayılmıştı o zaman.
Resul-i müctebayı, sonra
kefenlediler.
Bir sedir üzerinde,
mescide getirdiler.
Haber verdiği gibi, daha
önce Resul'ün,
Cümle Eshap, mescitten
dışarı çıktı o gün.
Melekler, bölük bölük
gelip namaz kıldılar.
Daha sonra gaibden, şu
nidayı duydular:
Diyordu: (Ey
müminler, sevgili
Peygamberin,
Cenaze namazını, siz
dahi eda edin.)
Bu nidayı duyunca,
bilcümle sahabiler,
Namaz kılmak üzere,
içeriye girdiler.
İçerde, gurup gurup ve
imamsız olarak,
Resul'ün namazını, eda
etti cümle halk.
Cenaze namazının edası
bitince de,
Sıra, defin işine,
gelmişti neticede.
(Nereye defnedelim?)
diye düşünürlerken,
Hazret-i Ebu Bekir, bunu
da çözdü hemen.
Dedi: (Resulullahtan,
duymuştum ki bir sefer:
Vefat ettiği yere defn
olur Peygamberler.)
Resulullah, böylece,
Hazret-i Aişe’nin,
Mübarek odasına defn
oldu bunun için.
Kusem bin Abbas idi,
kabirden en son çıkan.
O, gördüğü bir şeyi,
haber verdi o zaman.
Dedi: (Nurlu yüzünü, ben
gördüm son olarak.
Dudakları oynardı,
eğilip verdim kulak.
Ya ilahi ümmetim!, ya
ilahi ümmetim!
Diye yalvarıyordu, buna,
bizzat şahidim.) |