|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Gözyaşı cevher oldu
Hazret-i Ebu Bekr’e,
biri gelip bir zaman,
Dedi: (Onbin akçeye,
ihtiyacım var şu an.)
Hazret-i Ebu Bekir,
buyurdu ki: (Kardeşim!
Dağıttım servetimi,
kalmadı hiçbir şeyim.)
Dedi: (Yok senden gayri
gideceğim bir kişi.
Sen bir himmet edersen,
halledersin bu işi.)
Fakire şefkatinden,
gitti bir yahudiye.
Söyledi: (Onbin akçe,
bana ödünç ver!) diye.
O dedi: (Üç gün için
veririm bunu ancak.
Lakin ödeyemezsen, o
zaman ne olacak?)
Buyurdu: (Ödemezsem
dediğim gün ve saat,
Sana köle olurum, ya
çalıştır, ya da sat.)
Aldı ondan parayı, verdi
fakir kimseye.
(Nasıl öderim?) diye,
başladı düşünmeye.
Üç gün sonra, mecburen
dedi ki: (Ne yapayım.
Gidip o yahudiye, bari
köle olayım.)
Çok ağladı Aişe, bunun
üzüntüsünden.
Ve bir damla gözyaşı,
yuvarlandı gözünden.
Hazret-i Aişe’nin, o
gözyaşı damlası,
Kudret-i ilahiyle, oldu
cevher tanesi.
Bunu görüp, hemence
seğirtti pederine.
O cevher tanesini, verip
hemen eline,
Dedi ki: (Babacığım, bu
cevheri götür sat.
O borcunu ödeyip,
kendini eyle azad.)
O, çarşıya giderken,
elinde cevher ile,
Emretti Hak teâlâ o anda
Cebrail’e.
Buyurdu ki: (Ey
Cibril, gir Cennete
tezinden.
Onbin altın alarak,
kudret hazinesinden,
Nurdan tabak içine koyup
o altınları,
Yetiş Ebu Bekir’e,
etmeden yolu yarı.
Elindeki cevheri, satın
al bunlar ile.
Sıddık’ım, bunun için
yorulmasın nafile.)
Girdi insan şekline
Cibril aleyhisselam,
Hazret-i Ebu Bekr’e,
yetişip verdi selam.
Dedi ki: (Satıyorsan,
alırım o cevheri.
Takriben onbin altın,
eder bunun değeri.)
O da, (Olur) diyerek
Cibril’in teklifine,
Geldi o altınlarla,
yahudinin evine.
Borcunu eda edip,
ferahladı be gayet.
Yahudi, altınları
görünce etti hayret.
Zira benzemiyordu, dünya
altınlarına,
Baktı, yazı yazılmış ön
ve arkalarına.
İhlas-ı şerif ile,
kelime-i tevhidi,
Görünce, birden bire
duygulandı yahudi.
Dedi ki: (Ya Eba Bekr,
gerçeği gördüm şu an.
Ne yapmam gerekiyor
olmak için müslüman?)
Şehadeti getirip, iman
etti sonunda.
O onbin altını da, verdi
Allah yolunda. |