|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Ay’dan parlak göründü
Aişe-i Sıddıka, şöyle
rivayet eder:
Bir gece, benim ile
otururdu o Server.
Başını, kucağıma
koyuverdi bir ara.
Ben (Ay)a bakıyordum, o
ise (Yıldızlar)a.
Resul'ün nur cemali,
dolunaya nazaran,
Daha parlak ve nurlu
göründü bana o an.
Duygulanıp, ağladım
gözyaşıyla o anda.
Damladı nur yüzüne,
hatta iki damla da.
Benim ağladığımı, o
Server farkedince,
Buyurdu ki: (Ne için
ağlarsın ya Aişe?)
Dedim: (Ya Resulallah,
Ay’a baktım ve lakin.
Daha parlak göründü bana
senin cemalin.
Kıyamette, yüzünü
göremeyecek olan,
Kimseleri düşünüp,
ağlıyorum ben şu an.)
O zaman buyurdu ki:
(Evet, doğru diyorsun.
Ve lakin bu hususta, ne
için şaşıyorsun?
Zira ay ve güneşin
nurunu da evvela,
Yine benim nur'umdan
yarattı Hak teâlâ.
Gördüğün bu yıldızlar,
yer ve gök, bu kainat,
Nur'umdan yaratıldı,
hatta bütün mahlukat.)
Ben sual eyledim ki: (Ya
Resul-i mücteba!
Sen neden yıldızlara
bakıyorsun acaba?)
Buyurdu: (Ya Aişe,
biri var ki Eshaptan,
Onun ibadetleri, göke
çıkar her zaman.
Lakin öyle çoktur ki
onun iyilikleri,
Yıldızlar adedince,
yükselir ecirleri.
Yıldızlara bakarak, bunu
düşünüyordum.
Sayılarını, ancak Allah
bilir diyordum.)
Peygamber o kimseyi,
böyle çok methedince,
Ben, (babam) olduğunu,
tahmin ettim hemence.
Yine de, kendisinden
sordum ki: (Kimdir bu
zat?)
(Ömer'dir)
buyurunca, hayret ettim
o saat.
Sonra devam ederek,
buyurdu ki: (Ömer'in,
Kazandığı sevaplar bu
kadar çoktur, lakin,
Bir kıyas edilirse,
babanın sevabiyle,
Bir deryaya nazaran,
değildir damla bile.)
Böyle çok kıymetlidir
her sahabi de hatta.
Şöyle buyurmuşlardır çok
âlimler bu babta:
Bilal-i Habeşi’yi,
anlatabilmek için,
Asla gücü takati, yetmez
hiçbir kişinin.
Nitekim Resulullah,
buyurdu ki: Mirac'da,
Hazret-i Cibril ile
bulunurduk biz Arş'da.
Birden nalin sesleri
işitip, merak ettim.
Ve hemen Cebrail'e,
(Bu sesler nedir?)
dedim.
Dedi: (Ya Resulallah,
Bilal, sabah erkenden,
Hanesinden çıkarak,
mescide gider iken,
Çıkardığı seslerdir
giydiği nalinlerin.)
Bundan anlamalıdır
kıymetini Bilal'in. |