|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Beni yalnız bırakma!
Öyle bir gün idi ki,
müminler küffar ile,
Bir temmuz sıcağında,
başladılar kıtale.
Hem kâfirler ordusu, hem
de islam askeri,
Pek kalabalık olup,
kuvvetliydi her biri.
Öğleyin mücahidler,
hücum etti düşmana.
Öyle şiddetlendi ki,
karıştı toz dumana.
Birkaç sevdiği ile,
Resulullah o günde,
Sevkederdi askeri,
kumanda mevkiinde.
Ebu Bekr, Ömer, Osman,
Talha, Said, Ebu Zer,
Resul'ün çadırında, hep
birlikte idiler.
Fahr-i âlem gördü ki,
şiddeti arttı cengin,
Hemen Sa’d ve Said’i,
gönderdi yardım için.
Müminlerin kuvveti
azalınca daha da,
Gönderdi Ebu Zer’le,
Hazret-i Talha’yı da.
Görünce daha sonra şehid
düşen erleri,
Gönderdi cenk yerine,
Osman ile Ömer’i.
En son, Resulullahın
mübarek çadırında,
Hazret-i Ebu Bekir kaldı
bir tek yanında.
O dahi harbe girip,
savaşmak istiyordu.
Ve lakin Resulullah,
müsade etmiyordu.
En şiddetli haliyle
devam ederken savaş,
Hazret-i Ebu Bekr’i,
sardı birden bir telaş.
Ve sabırsızlanarak
yerinde için için,
Fırladı biraz sonra,
savaşa girmek için.
Ve lakin Resulullah,
tutarak eteğinden,
Savaşa girmesine mani
oldu ve hemen,
Buyurdu: (Ya Eba
Bekr, şunu bil ki
evvela,
Kalbime, vücuduma gelen
her dert ve bela,
Hafifliyor, görmekle
senin hoş cemalini.
Sen de harbe girip de,
yalnız bırakma beni.)
Hem Abdullah bin Mes’ud
adındaki sahabi,
Anlatır yine aynen,
yukarıdaki gibi:
Ramazan-ı şerifin
onyedinci gününde,
Hazır bulunuyorduk,
meşhur Bedir harbinde.
Yoktu ordu içinde,
benden zayıf mücahid,
Lakin ben öldürmüştüm,
Ebu Cehl’i o vakit.
Geldik karşı karşıya
kâfirlerle biz o gün.
Hazret-i Ebu Bekir,
yanındaydı Resul'ün.
Oğlu, henüz islamla
olmamıştı müşerref.
Düşman cephesindeydi bu
sebepten malesef.
Görür görmez oğlunu,
kâfirler arasında,
Hem de küffarın başı,
Ebu Cehl’in yanında,
Sıddıklık damarları
kabararak o saat,
Öldürmeyi istedi, oğlunu
kendi bizzat.
Dedi: (Ya Resulallah,
izin verin, gideyim.
Oğlumu, elim ile öldürüp
de geleyim.)
Buyurdu: (Ya Eba
Bekr, harbe
girmemelisin.
Bilmez misin sen bana,
kulak ve göz gibisin.) |