|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Nazar değmesi haktır
Emretti Hak teâlâ hem
Cibril-i emine,
Ki, En'am suresini,
indirsin Habibine.
Yetmiş bin melek ile,
indi yere Cebrail.
Resul'ün huzuruna, bir
anda oldu dahil.
Sureyi, Rabbimizden
aldığı gibi yine,
Okudu âyet âyet,
Allah’ın Habibine.
Resulullah o akşam,
çağırdı Sahabeyi.
Ki, okusun onlara, nazil
olan sureyi.
Sahabenin cümlesi, vahyi
dinlemek için,
Toplandılar evinde
Hazret-i Aişe'nin.
Herkes tamam olunca,
yaktılar bir kandili.
Ve lakin biraz sonra,
azaldı ışık hayli.
Bu sefer Resulullah,
verdi ki şöyle emir:
(Kandilin ışığını çoğalt
ya Eba Bekir!)
O, getirdi ise de iş bu
emri yerine,
Ve lakin biraz sonra,
azaldı ışık yine.
Hazret-i Ebu Bekr'e,
yine Fahr-i kainat,
Buyurdu: (Ya Eba
Bekr, ışığı yine
çoğalt!)
Yağının bittiğini
anlayıp o bu kere,
Arz edince durumu
Hazret-i Peygambere,
Buyurdu: (Gece vakti,
gidip yağ alamayız.
Ama bu sureyi de,
lazımdır okumamız.
Öyleyse ya Eba Bekr,
sen, kendi tükrüğünden,
O kandilin içine, bir
miktar damlat hemen.)
(Peki ya Resulallah!)
diyerek o bu defa,
Kalkıp, Resulullahın
emrini etti ifa.
Aişe-i Sıddıka, ediyor
ki rivayet:
(Babam, işbu emre de
eyleyince riayet,
Öyle fazlalaştı ki,
ışığı o kandilin,
Kamaştı hep gözleri,
bilcümle sahabinin.)
O zaman: (Bu kandili,
hiç söndürmeyin!)
diye,
Emretti Resulullah,
Hazret-i Aişe'ye.
O da, Resulullaha, hemen
(Peki!) diyerek,
Söndürmedi onu hiç,
kendisi sönene dek.
Hazret-i Aişe'nin,
evinde o böylece,
Hiç fasıla vermeden,
yanıp durdu çok gece.
Sonradan bir münafık,
oldu buna muttali.
Çok hayretine gitti, o
kandilin bu hali.
Ve kandile, kem gözle
bakınca o münafık,
Azalıp söndü birden,
yanmadı daha artık.
Onun kötü nazarı,
söndürünce kandili,
Gönderdi Hak teâlâ,
Hazret-i Cebrail'i.
Geldi Resulullaha Cibril
aleyhisselam.
Dedi ki: Hak teâlâ,
gönderdi sana selam.
Buyurdu:
(Kullarımdan, vardır ki
bazıları,
Çok şeye zarar verir
onların nazarları.
Kandilin sönmesine,
olmasaydı o sebep,
Ta kıyamete kadar,
yanacaktı böyle hep.) |