|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Şehid Nevfel dirildi
Hatun sual edince,
ahvalini Nevfel’in,
Yaşla doldu gözleri,
Hazret-i Peygamberin.
Şehadet haberini,
söyleyemedi ona.
Arkaya işaretle, devam
etti yoluna.
Sonra Hazret-i Ali,
geliyordu geriden.
Hatun ona yaklaşıp,
Nevfel’i sordu hemen.
Hazret-i Ali'nin de,
yaşla doldu gözleri.
Diyemedi bir türlü, ona
acı haberi.
O da, işaret edip eliyle
arkasına,
Yürüyüp geçiverdi,
öndekinin yanına.
Sonra Hazret-i Osman,
geliyordu geriden.
Hatun ona koşarak,
Nevfel’i sordu hemen.
O da, bu manzaraya
üzülerek gayetle,
Geçiverdi ileri, arkaya
işaretle.
Sonra Hazret-i Ömer,
geriden geliyordu,
Hatun, merak içinde
yaklaşıp ona sordu.
O da söyleyemedi hatuna
bu haberi.
Arkaya işaretle,
geçiverdi ileri.
En arkada Ebu Bekr,
yalnızca geliyordu.
Hatun, ondan müjdeli bir
haber bekliyordu.
Çaresizlik içinde
koşarak Ebu Bekr'e,
Nevfel’in ahvalini, ona
sordu bu kere.
Resul-i müctebanın,
mağara arkadaşı,
Ve onun çok sevdiği, hem
yârı, hem sırdaşı,
Hazret-i Ebu Bekir,
düşündü ki: Ne desem?
Şehadet haberini, bu
hatuna verirsem,
Muhalefet olur bu,
Allah’ın Resulü’ne.
Zira o, söylemedi bunu
onun yüzüne.
(Geride kaldı) desem, bu
söz de yalan olur.
Zira benden geride,
gelen bir kimse yoktur.
Ya Rabbi, kaçındılar
yıkmaktan bir gönülü.
Ali, Osman ve Ömer, hem
de Allah Resul'ü.
Zor durumda kaldım ben,
nasıl cevap vereyim?
Geride kimse yok ki,
işaret eyliyeyim.
Üzmek istemiyorum bu
zavallı kulunu.
Ya Rabbi, göster bana
bunun çıkış yolunu.
Bütün ihtiyarını,
Allah’a bırakarak,
Eliyle sakalını, tutup
sıvazlayarak,
Bütün varlığı ile,
sığındı Yaradan'a,
Sonra (Ya Allaah!) diye,
kuvvetle etti nida.
O an, bir toz bulutu
belirlendi uzaktan.
Şehid Nevfel, süratle,
geldi ve indi attan.
Dedi: (Ya Eba Bekir,
sırf senin hatırına,
Diriltti Rabbim beni,
bir emrin mi var bana?)
Ve Hazret-i Sıddık'ın
ellerini öperek,
Yürüdü ileriye bir bir
selam vererek.
Atının üzerinde, yalın
kılıç Nevfel’i,
Görüp, hayret ettiler
Sahabenin her biri. |